Emir Pansiyon 
  Giriş or Kayıt OlAna SayfaForumlarFoto GaleriFirmalar RehberiÜcretsiz Üye OlunHesabınız  
Patnos ilçesi web portalı: Forums

Patnos.org :: Başlığı Görüntüle - TRT VE HALEN YASAKLI DİL
Hesap AçAramaPano KılavuzuÜye ListesiGruplarOturum Aç
Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa)
TRT VE HALEN YASAKLI DİL
Yazar Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Per Arl 18, 2008 1:11 pm

Bu konuyla ilgili tartışmalar da önemli... Onun için buraya yansıtılmayan bazı açıklama ve konuşmaları aktaracağım...

DTP Muş Milletvekili Sırrı Sakık'ın dünkü Meclis konuşmasını, ardından DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın yine Meclis konuşmasını ve nihayetinde Kürtlerin önemli bir kesimi için bağlayıcılığı olan bir yazılı açıklamayı olduğu gibi buraya ekleyeceğim... Buyrun..

1. SIRRI SAKIK'IN KONUŞMASI

DTP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini sizlerle paylaşmak adına buradayım. Kendim ve grubum adına sizi saygıyla selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlar, dün tabii burada çok böyle fırtınalı bir görüşme geçti. Sayın Başbakanın ruh hâli belli. Bu ülkede hayatın her alanında günah keçisi sayılan Kürtler…

Yine dün aslında bütçe görüşmelerinde bir bütçeden çok bir savaş bütçesinin edasıyla bu Parlamentoda tartışmalar başladı. Bu dilin, bu üslubun kimseye bir yararı yok. Sayın Başbakan da bunu bilmeli ve bu ülkeyi yöneten herkes de bunu iyi bilmelidir. Yani tehdit, baskı, dönüp Kürtlere hakaret etme hakkını hiç kimse size vermez.

Sayın Cumhurbaşkanı seçildiği gün umutlanmıştık. Buradan yaptığı konuşmada "Farklılıklarımız bizim zenginliğimizdir." demişti. Geçen konuşmamızda, geçen bütçede de Meclis Başkanımızın da konuşması bu doğrultudaydı, Sayın Başbakanın 2005 yılında Diyarbakır'daki konuşmaları da bu doğrultudaydı ama bekledik. Gerçekten ne oluyor, ne bitiyor, yani bu farklılıklarla ilgili ne yapılacak, nasıl bir adım atılacak ama gördüğümüz, yine eski politikalarla yeniden hayatı dizayn etmek, ret ve inkâr politikaları ve Kürtleri aşağılamak.

Sayın Cumhurbaşkanı Kurban Bayramı'nda Diyarbakır'a gidecekti. Yine umutlandık. Diyarbakır'a gitmiş olsaydı eminim ki sivil toplum örgütleri, oradaki halk bir bütün olarak Sayın Cumhurbaşkanını kucaklayacaktılar ve bu noktada açıklamaları da oldu ama sağlık nedeni gösterilerek, işte, "Kulağında sorunlar var, Diyarbakır'a gidemiyor…" Bu, bizce çok inandırıcı bir gerekçe değil.

İkincisi, yine Sayın Cumhurbaşkanı Bağdat'a gidecekti, oradaki Kürtlerle diyalog kurulacaktı; belki iç barışımıza bir katkı sunulur umuduyla o gidişi de umutla bekledik ama o da gerçekleşmedi. Orada da sağlık nedenleri… Oysaki biz, bu sağlık nedenlerinin bir bahane olduğunu düşünüyoruz ve şuradan bir sual sormak istiyorum: Sayın Cumhurbaşkanı yirmi aydır Cumhurbaşkanı. Neden hâlâ Dışişlerinin konutunda konaklamakta? Türkiye bunu merak ediyor. Bazı şeylerin üstünü kapatamazsınız. Buraya gelip bize buradan diklenmek çok hoş. Bunu Türkiye halkı sizden bekliyor. Sayın Cumhurbaşkanını niye Köşk'te konaklamıyor? Bunu açıklamalısınız. Eğer böyle bir şey varsa bu daha vahimdir.

Korkunun kuşattığı alanlarda siyaset yapılmaz. Eğer Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nü korku kuşatıyorsa, Anayasa Mahkemesini korku kuşatıyorsa, Parlamentoyu korku kuşatıyorsa, insanlar nefes alamaz bırakın politika üretmeyi. Böyle korkuların egemen olduğu bir yerde siyaset dizayn edilmez. Bu korkudur, bu telaştır. Sayın Cumhurbaşkanının bu sıkıntılarını bilmek, istemek, Parlamentonun asıl görevidir. Cumhurbaşkanı halkın iradesiyle Parlamentoda bulunmaktadır. Biz DTP olarak Sayın Cumhurbaşkanına "sen" diye hitap etmiyoruz. Evet, bu halkın Cumhurbaşkanıdır. Onun gereği
17

yapılmalıdır. Ama Sayın Başbakanın bu sıkıntılarını, yine, en zayıf halka Kürtler ve DTP olarak buradan saldırmasını da, evet, bu noktada anlıyoruz.

Şimdi, dünyadaki krizin yansıması belli…

YAHYA DOĞAN (Gümüşhane) - Şu korku nedir? Şu korkuyu bir açıklar mısın, kusura bakma?

SIRRI SAKIK (Devamla) - Ben sualler soruyorum, çıkıp cevap versinler.

YAHYA DOĞAN (Gümüşhane) - Neyin korkusu?

SIRRI SAKIK (Devamla) - Ben söylüyorum. Evet, Sayın Cumhurbaşkanı niye konutta ailesiyle birlikte kalmıyor? Onu soruyorum. Muhataplarım çıkıp bunu cevaplandırabilirler.

Değerli arkadaşlar, şimdi, dün, burada, sürekli, Başbakan, ana muhalefet partisi lideri birbirlerine, buradan, tablolar çıkararak birbirlerine seslendiler. Sayın Başbakan hâlen 1970'lerde. Oysaki Türkiye 2008, birkaç gün sonra 2009'a giriyoruz. 2008'de olan bir ülke 1970'lerin ruhuyla hareket edemez. Bir sürü tablolar çıkarttı ve bu tablolardan o dönem Türkiye'yi yönetenleri sorumlu tuttu.

Peki, bugün, biz de Sayın Başbakana soruyoruz: Bu ülkede bugün her şey güllük gülistanlık mı? Bu ülke insan hakları konusunda ciddi şekilde kötü bir sınav verirken, her gün patır patır Anadolu çocuklarını ölüme gönderirken, bu çocuklar toprağa gömülürken buradan çıkıp çocuklarınızla ilgili "Siyasetçilerin çocuklarına alanlar açtık." diyor. "Rahat nefes alsınlar." Biliyoruz, siz çocuklarınızı Amerika'da, çocuklarınızı Avrupa'da okuttunuz, onlara istikbal aradınız Avrupa'da, Amerika'da. Bizim Amerika'ya gidecek çocuklarımız yok. Amerika'ya gidecek ve orada istikbal vaat eden hiçbir Anadolu çocuğu yok. Varsa sizin çocuklarınızdır. Bizim çocuklarımız, Türk'üyle, Kürt'üyle bir bütün olarak bu anlamsız kavgada yaşamlarını yitiriyorlar. Biz bu kavganın bitmesini istiyoruz. Bu kavganın bitmesinin, bu Parlamentonun üreteceği politikalardan, çıkaracağı yasalardan, Anayasa'dan geçtiğini söylüyoruz. Onun için ne gerekiyorsa yapılması gerektiğini hep söylüyoruz. Ama ne yazık ki bu noktada küçük bir adım bile atılmıyor.

Bakın, Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu güne kadar… Bu, Nazım Hikmet: Türkiye'nin yüz akı; bu, sürgünde öldü. Bunun gibi onlarca insan sürgünde yaşamını yitirdi. Bu, bir sanatçı, Ahmet Kaya: Bu, sürgünde öldü; bir Kürtçe şarkı söylediği için. Yine bu, uluslararası bir karakter, Yılmaz Güney: Sürgünde öldü. Şimdi, böyle bir ülkede yaşıyoruz, demokratikleşme ve özgürleşmeyle ilgili küçük bir adım atılmıyor. Halkların özgürlüğü için küçük bir çaba sarf edilmiyor ve çıkıp burada farklı edebiyatlar yapılıyor.

Peki, ben soruyorum size: Şimdi, bu, yoksulluk değil de ne? İftar çadırında binlerce insan kuyrukta. Hani sosyal devlettik!

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Ramazan bereketi.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Hani sosyal devlettik! Bu, bir sadaka devletinde olur. Bu, geri kalmış ülkelerin kaderidir. Türkiye bunu hak etmiyor.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - İftarı, top atılmasını bekliyorlar, sadaka madaka değil. Sen anlayamazsın! Oruç tutanlar, o sıralarda seve seve beklerler.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Ya orucu, dini acımasız bir silah gibi kullanmayınız. İngilizler de sizin gibi, Çinlilere afyon içirerek yüzyıl onları idare ettiler. Şimdi siz de kutsal dinimizi bu halka karşı bir afyon gibi kullanıyorsunuz, bir acımasız silah gibi kullanıyorsunuz. Din sizin tekelinizde değil. Biz dini sizden öğrenecek değiliz. Siz buralara geldiğinizde bilmiyorum ama bizim halkımız Müslüman'dı. Bunu kullanmayınız, bir halkın dinini ve inançlarını istismar ederek onların duygularını sömürmeyiniz.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Siz de etnik yapıyı sömürüyorsunuz.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Biz etnik yapıyı sömürmüyoruz. Bakın, biz neyi sömür… Biz hiçbir şeyi sömürmüyoruz. Bizim tek yaptığımız şey… Sevgili Arkadaşım, sen kendi kimliğinle ilgili ne istiyorsan ben de onu istiyorum. Var mı? Bu benim insanlığım… Yani, uluslararası hukuk mu dersin, insanlık mı dersin, ben onu talep ediyorum, fazla bir şey talep etmiyorum ben.

Şimdi, bu bir kadın. Sokakta polisler tarafından coplanıyor. AKP İktidarı döneminde oldu.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Taş atıyorlar, o da cevabını alıyor.

BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayın lütfen Sayın Hıdır.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bakın, şimdi ona da cevap vereceğim.

Bu bir polis, gaz bombası atıyor. Nereye atıyor?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) - Hastaneye.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Evet, hastaneye, savaşta bile atılmayacak yerlere. Sizin denetiminizde olan bir polis hastaneye gaz bombası atıyor.

Bu, Uğur Kaymaz, on iki yaşında. Kızıltepe'de bedenine on üç kurşun sıkılarak öldürüldü.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Onu kim sürdü meydana?

SIRRI SAKIK (Devamla) - Onu kim sürdü?

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) - Evindeydi, evindeydi.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Evindeydi, evinde öldürüldü.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Evet.

"Çocuklar vurulur sorgusuz sualsiz, çocuklar vurulur.

Kurşun rengi mevsimlerde.

18

Lakin, katli vaciptir kendi yurdunda mülteci Kürt çocuklarının."

İşte bu Uğur Kaymaz bir Kürt çocuğudur.

Şimdi, sizin iktidarınız döneminde her gün sokakta insanlar katledildi, ensesinden insanlar vurularak öldürüldü "dur" ihtarına uymadıkları için. Bu Uğur Kaymaz on iki yaşındaydı. Bu Uğur Kaymaz Kızıltepe'nin göbeğinde bedenine on üç kurşun sıkılarak öldürüldü ve sonra ne oldu biliyor musunuz? Uğuz Kaymaz'ın katilleri Mardin'de yargılanmadı, alıp getirdiler, Eskişehir'de yargılandılar ve katillerin hepsi beraat etti. Şimdi size soruyorum: Sizin de on iki yaşında çocuklarınız var. Kalaşnikofun boyu Uğur Kaymaz'ın boyundan daha uzun. Yanına o "keleş"i koydular, "Çatışmada öldürüldü." dediler. Sizin çocuklarınız -elinizi vicdanınıza koyun- keleş kullanabilir mi? Sizin çocuklarınız böyle bir çatışmanın içerisinde olabilir mi ve bu çatışmada ölen bu Uğur Kaymaz'ı kendi çocuğunuzun yerine koysanız oradan laf atmazsınız.

Bakın, yanı başımızda…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Biz çocuklarımıza devletin polisine taş attırmıyoruz. Çocukları meydanlara sürüp, suistimal etmiyoruz.

HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) - Bir susar mısın, dinler misin konuşmacıyı!

BAŞKAN - Sayın Hıdır… Sayın Hıdır…

SIRRI SAKIK (Devamla) - Şimdi, siz eğer çocukların evini barkını yakarsanız, 3 bin-5 bin arasında insanı kendi toprağından sürerseniz, o çocuklar gelip varoşlarda eğitimsiz, sağlıksız ve o çocukların kardeşleri ölmüş, o çocukların kardeşleri, dayıları cezaevlerinde ve o çocuklara ikinci sınıf, üçüncü sınıf muamele yaparsanız kafanıza pabuç da yersiniz!

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Bağımsız hukuk yargılamış, cezaevine girmiş. Bağımsız hukuka dil uzatmaya hakkınız yok. Hepimiz aynı hukukla yargılanıyoruz.

FATMA KURTULAN (Van) - Dinleyin, dinleyin! Kürsüye çıkınca cevap verirsiniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Çıkıp cevap verirsiniz.

Bakın, Yunanistan yanı başımızda, Yunanistan'da ne oluyor kaç gündür? Yunanistan'da on altı yaşındaki bir çocuk öldürüldü, bütün Yunanistan'da vicdan sahibi olan her insan ayakta ve bütün Parlamento, A'dan Z'ye bütün Parlamento o çocuğun anısına saygı duruşunda bulundu ve komisyonlar oluşturdular. Zararları olan bütün insanların zararları ödendi. Demokrasi bu. Peki, biz hangi gün o polis kurşunlarıyla ölen insanların anısına burada bir dakikalık saygı duruşunda bulunduk; biz hangi gün bu Uğur Kaymaz için iki laf ettik Allah aşkına söyler misiniz? Bu kadar nasırlaşmış vicdanlarla siyaset olmaz. Burada, bu ülkede iç barışı sağlayamayız.

Sevgili arkadaşlarım, şimdi -çok fazla zamanımız yok- ben RTÜK'le ilgili ve son günlerde özellikle Sayın Başbakanın bizimle ilgili söylediği ve…

Bu sorunları çözmezseniz ne olur biliyor musunuz? Buralarda sizin gibi birçok siyasi parti geldi geçti. ANAVATAN yok bugün, DYP yok yani bütün aktörler yok oldu. Ne oldu biliyor musunuz? Sayın Mesut Yılmaz çok şanslı, tek başına geliyor, şu köşede oturuyor. Ama emin olun ki, siz bu sorunları çözmezseniz Tayyip Erdoğan'a bu köşede tek başına gelip oturmak bile nasip olmayacak, hiçbiriniz olmayacaksınız.

Siyaset sorunları çözme sanatıdır. Siz sorunları çözmek için buradasınız. Siz buradan bir başkasının dilini, kültürünü, kimliğini inkâr ederek siyaseti dizayn edemezsiniz. Siz birlik oluşturarak…

Bakın, ne oldu? Dün burada Sayın Bahçeli ve Sayın Erdoğan bir anlamda buluştular. Kürtler "Erdoğan" diyemiyor "Teyp" diyor. Teyp nedir bilirsiniz? Bir müzik aletidir, kaseti koyarsınız sürekli kaseti çevirirsiniz. Sayın Tayyip Erdoğan da aynı şeyleri yapıyor, çıkıp Hakkâri'den "Ya sev, ya terk et." diyor, arkasından… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Öyle bir şey söylemedi. Anlamak istemiyorsunuz, çarpıtıyorsunuz! Türkler de Kürtler de kardeştir ama siz…

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) - Sayın Başkan müdahale edin.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri… Sayın Hıdır…

SIRRI SAKIK (Devamla) - Biz ne olduğunu biliyoruz.

"Eşit koşullarda gelin siyasette bir arada olalım." diyor, "Barış içinde bir yarış…" diyor.

Şimdi, derler ki… Bakın, yeniden hazineden pay alacaksınız, bütün partiler. DTP de grubu olan bir parti, bir tek lira para alıyor mu? Hani eşitlik? Hani bu ülkede herkes…

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Kırşehir) - Parti olarak girin.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Evet, grubu olan bütün bir parti… Ne oluyor? Bir tek lira yok. Nasıl eşit koşullarda siyasete gireceğiz?

Biz bölgeye gittiğimizde bırakın çocukların taş atmasına tepki gösterenler, bizim yolumuzu kesen güvenlik güçlerinin elinde… Bir elinde telsiz, bir elinde taş, otobüsümüzün camları kırılıyordu. Bizimle birlikte konvoyumuza katılan -elimde belgeler var- Karaçoban'daki bir vatandaşımıza 1 milyar 200 milyon lira ceza kesiliyor. Bu kadar baskının egemen olduğu bir alanda eşit koşullardan bahsediyorsunuz! Şimdi, siz devletin bütün hazinesini kullanacaksınız, biz bir tek lira almayacağız, bize karşı şer cepheleri oluşacak, bazı belediye başkanlarını partimiz transfer ettiği için aynı gece kaymakamlar, güvenlik güçleri bunu tehdit edince adam geri adım atmak zorunda kaldı. Şimdi bölgede aşiret liderleri, size ilçe başkanlığı yapan bazı kaymakamlar, il başkanlığı yapan valiler ve bazı
19

güvenlik güçleri bize karşı ortak aday çıkarmaya çalışıyorlar. Peki, bu, nasıl eşit koşullarda olacak? Ve orada kömürler dağıtılıyor, orada bilmem imkânlar dağıtılıyor, sorarlar size, -verdiğiniz kömürün karalığı yüzünüze yansısın be- böyle bir eşitlik olur mu böyle bir yarış olur mu, "barış içerisinde yarış" olur mu böyle bir şey?

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) - Kömür değil, zehir dağıtıyorlar, zehir?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Gelin teröre karşı omuz omuza savaşalım, hep birlikte…

SIRRI SAKIK (Devamla) - Çıkarın yasaları, Anayasayı dizayn edelim, demokratikleşmeyi, özgürleşmeyi sağlayalım, birlikte şiddete karşı duruş sergileyelim! Ama bunu yapabilecek ne inancınız var ne gücünüz var!

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Biz "eve dönüş yasası"nı çıkardık, siz dağlara çıkardınız insanları!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Aslında dağlara…

FATMA KURTULAN (Van) - Hükûmet politikalarınız…

BAŞKAN - Sayın Hıdır, ne kadar çok söyleyecek sözünüz var! Grup Başkan Vekillerinizden ricada bulunun, çıkın konuşun, oturduğunuz yerden hiç olmuyor, insicamı bozuyorsunuz.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Haksızlık yapıyor!

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Öyle görevlendirilmiş!

FATMA KURTULAN (Van) -Bir grup orada Hatip'i konuşturmuyor Sayın Başkan!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Aslında bu dağlara çıkan insanlar niye çıkıyor, biliyor musunuz? Sizin ret ve inkâr politikalarınızdan dolayı. Hiçbir insan bedenini ölüme yatırmaz. Hiçbir insan ölümle her gün kucak kucağa yaşamaz. Eğer yaşıyorsa bir nedeni vardır. Siz çocuklarınızı gözünüz gibi kolluyor, koruyorsunuz, o çocuklar insan değil midir? Hiç empati yapıyor musunuz? İşte ret ve inkâr politikalarınız…

Sevgili kardeşlerim, dün burada konuşulurken, aydınlarla ilgili çıkıp, aydınların 1915'lerdeki o yaşananlardan dolayı toplumdan bir özür dilemek, o ailelerden özür dilemek adına, 1915 öyle, 1943'lerde, 1950'lerde Rumlara,

Ermenilere karşı böyle bir şey yapıldı ve sonra Mustafa Kemal bile 1915'leri bir katliam ve bir alçaklık olarak değerlendiriyor. Oysaki hâlen biz 1915'lerle, 1940'larla, 1950'lerle yüzleşmekten korkuyoruz. Şimdi korkarak nereye kadar gidebiliriz? Şimdi bir Kürtçe televizyon çıkarmaya çalışıyoruz, Kürtlerin hiçbiri yok içinde. Ne aranıyor? Sabıkasız Kürt. Zaten sabıkasız Kürt'ün Kürtlükle bir alakası yok ki, böyle bir talebi yok ki.

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) - Sen kendini çok iyi ifade ettin! İşte busun sen!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Zaten siz kendinize göre yeni bir şey dizayn etmeye çalışıyorsunuz, bu doğru değil. Yine sizin kanalınız olur. Daha önce de yarım saatlik bir kanal yaptınız, hiçbir Kürt ne izlemeye tenezzül ediyor ne de ciddiye alıyor. Şimdi TRT Genel Müdürü burada mı, değil mi bilmiyorum. Yani RTÜK Başkanına bir şey söylemek istemiyorum -aslında söylenecek çok şey vardı ama söylemek istemiyorum- yargı sonrası konuşacağız ama TRT Genel Müdürüne o kadar çok şey söylemek istiyorum ki… Şimdi TRT Genel Müdürü KİT Komisyonunda bir açıklamasında diyor ki: "Üç partinin, üç grubu bulunan partilerin temsilcileriyle görüştüm." O da Başbakanın silahşoru ya, DTP'yi gruptan saymıyor. Ne diyor? "Bütün görüşmelerde, programlarda tek bir tane DTP'li yok." Kendisine sorduklarında durumdan vazife çıkarıyor, kendisini yargıçların yerine koyuyor, diyor ki: "Efendim ben, onlar ülkenin bölünmez bütünlüğü…"

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Teşekkür ediyorum ama çok sataşma oldu Sayın Başkan.

BAŞKAN - Siz de cevap verdiniz ama.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Şimdi haddini aşarak ne diyor? "Efendim, bunlar ülke yeminlerine sadık kalmadılar." Senin haddini aşar, burada mısın bilmiyorum. Sen böyle bir şey söyleyemezsin. Sen devletin memurusun. Sen Başbakanın silahşoru değilsin. Başbakan sizi tetikliyor, sizler de durumdan vazife çıkararak DTP Grubuna saldırıyorsunuz. Şimdi DTP'nin sizin gibilere pabuç bırakmayacağını hepiniz iyi bilirsiniz. DTP'ye ve Kürt halkına saygılı olmak hepimizin görevidir. Hepinizin de bu noktada duyarlı olmanız gerektiğini düşünüyorum. Eğer demokrasi diyorsanız, özgürlükler diyorsanız, halkın iradesine herkesin saygılı olması gerektiğini söylüyorum ve halkın iradesine saygı gösteren herkese saygılar sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar)


2. HASİP KAPLAN'IN KONUŞMASI

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün bir hukuk devletinin üç temel unsuru vardır: Birincisi yasama -bizleriz-, ikincisi yargı, üçüncüsü yürütme.

Bugün yürütmenin başının, Başbakanın bütçesini görüşeceğiz ama Başbakan yerinde yok, yardımcılarını göndermiş. Milletvekilleri de yerinde yok, kendisi gidince milletvekilleri de gidiyor. Ama bu kürsü 70 milyon yurttaşımıza, halkımıza ve bütün dünyaya açık bir kürsü. Halkımıza olan saygımla, o düzeyde, Demokratik Toplum Partisi adına, özellikle Başbakanlık, Millî İstihbarat, Millî Güvenlik Kurulu, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, Amme İdaresi, Gümrük Müsteşarlığı, Vakıflar, Sosyal Yardımlaşma… Tam kırk dakika konuşacağım, öyle taksitle, perakende, AKP gibi beş dakika, beş dakika yok, öyle gelip burada suya tirit iki laf edip gitmeyeceğim.

Dün burada bir Başbakan böyle, böyle, böyle konuşuyordu bu gruba ama bugün yok burada.

AVNİ ERDEMİR (Amasya) - Aynısını sen yapıyorsun.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bugün bizim konuşma sıramız, yarın da konuşacağız, sonra da konuşacağız.

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) - "Bir Başbakan" değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı.

52

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bir Başbakandır, senin Başbakanındır o.

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) - Yanlış söylüyorsunuz, Türkiye'nin Başbakanı.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Halkın iradesine saygılı olamadığı için hâlâ senin Başbakanın. Ne zaman ki 3 milyon oya, halkın iradesinin seçimine saygı gösterip burada bir grup olduğunu kabul ederse bizden de o saygıyı hiç tereddütsüz görecektir. Her şey böyledir.

ASIM AYKAN (Trabzon) - Siz de teröre karşı çıkın, teröre!

SEDAT KIZILCIKLI (Bursa) - Siz 18 milyon oyu kabul ettiğiniz zaman…

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bakın, sakin olun, sakin olun, kırk dakikamız var, vakit var, çok, sakin olun.

ASIM AYKAN (Trabzon) - Teröre karşı çıkın siz!

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Bölücülüğü Meclise taşıyorsunuz. Dışarıda yapıyorlar, siz de buraya taşıyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Hıdır…

FATMA KURTULAN (Van) - Mehmet Bey, siz çok ağır ithamlarda bulunuyorsunuz. Kim bölücülüğü Meclise taşımış?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Fatma Hanım, onun görevi o, bırak onu, onu bana bırak şimdi, ben hallederim.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Siz de konuşursanız…

FATMA KURTULAN (Van) - Siz çıktığınızda herkes burada dinledi.

BAŞKAN - Sayın Kurtulan…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - "Sizin Başbakanınız" diye konuşuyor ama…

BAŞKAN - Sayın Hıdır… Sayın Hıdır…

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) - Sen ne biçim konuşuyorsun!

BAŞKAN - Sayın Karabaş…

FATMA KURTULAN (Van) - O, düşüncesinde özgürdür. Saygılı olmayı da öğrenin. Her hatibe böyle laf yetiştiriyorsunuz.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - "Sizin Başbakanınız" diyor. Kendi konuşmacınız bölücülük yapıyor.

FATMA KURTULAN (Van) - Diyebilir, hatip özgürdür, ne isterse diyebilir. Konuşturmuyorsunuz kimseyi.

KADİR URAL (Mersin) - Hatibe saygılı olalım beyler!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Türkiye'de, dün burada Başbakan ana muhalefetin, diğer grupların, muhalefetin kriz tellallığı yaptığını söyledi, öyle konuştu. Biz sorumlu bir muhalefet örneği vermeye çalışıyoruz. Bütçe görüşmelerinde hep bunu… Ve bizden, inanın, çok şey de öğrendi Hükûmet, yapıyor da, yaptığı zaman da destek veriyoruz ama şu gerçeği bir görmek lazım: AKP'nin yedinci bütçesi üzerinde tartışıyoruz.

Kürt sorunu bugün bir krizdir. Bakın, kriz noktalarını sayacağım: Avrupa Birliğiyle ilişkiler bir krizdir. Demokratikleşme alanı bir krizdir. Dış politika sorunları bir krizdir. Anayasa reformunun rafa kaldırılması bir krizdir. Siyasi Partiler Yasası reformu, seçim yasaları, 6 milyon naylon seçmen bir krizdir. Asker-sivil ilişkilerinin demokrasilerde sorgulanması bir krizdir. Demokrasinin vazgeçilmez ögeleri siyasi partilerin hâlâ kapatılması, susturulması, yargılanması bir krizdir. Biz bunları artırabiliriz; tarımda kriz, işsizlik krizi, enflasyon krizi, faiz artışı, hayat pahalılığı, doğal gaz zammı, her gün yapılan zamlar, elektriğe zam, mazota zam, benzine zam, bütün bunları anlatabiliriz, bunlar krizdir.

Arkadaşlar, bunlar küresel kriz değil, bunlar Türkiye'nin krizi de değil, bunlar AKP'nin yedi yıldır yönetememe krizidir. Yönetememe krizini tabii ki muhalefet olarak yatıracağız, sorgulayacağız, size doğru yolu göstereceğiz. Bu, bizim görevimiz, buna tahammül edeceksiniz, bir hukuk devletinde kendinizin dışında da konuşanların olduğunu kabul edeceksiniz.

Ben bu krizlerin tamamını yok sayan bir Hükûmet olduğunu görüyorum. Bu krizler yok, dünyada kriz yok, Avrupa Birliğinde kriz başlamadı, ABD'de başlayıp Avrupa Birliğine, domino taşı gibi bütün dünyaya yayılmadı, Japonya, Güney Kore ekonomileri etkilenmedi, Türkiye de etkilenmedi! Yahu, bu, bana inanın bir fıkrayı anlatıyor, bu Hükûmeti de etkilemediği için: Murat 124'ü yeni almış vatandaş, yürüyor ama önünde bir kabadayı, ceketi sırtına atmış, tespih de böyle, yürüyor. Fakat aradan Murat 124 vurunca düşüyor, şoför "Heyhat" diyor "bir kabadayıya vurdum", "Bir hasar var mı?" diye koşuyor. Böyle yapıyor kabadayı, kalkıyor tozunu silkeliyor: "Bizde hasar yok, sizde varsa ödiyek." Yahu böyle bir anlayışla krize bakarak ABD'yi sarsan, Avrupa'yı sarsan, dünyayı sarsan krizde çıkıp "Bize teğet geçer, dokunmaz, varsa bir hasar ödiyek" anlayışı ve kabadayılığıyla ülke yönetilebilinir mi arkadaşlar! Biraz ciddiyet lazım.

Bakın, biz işsizliğin, pahalılığın, enflasyonun, faizlerin, bütçe açıklarının arttığını iddia ediyoruz muhalefet olarak burada. Afrika'da yaşamıyor 14 milyon açlık sınırı altındaki yurttaş, bizim yurttaşımız. Bakın, açlık sınırı altında… Ve Afrika'da tam tam tam, Türkiye'de her gün zam zam zam! Doğalgaza zam, elektriğe zam, mazota zam, ekmeğe zam, suya zam, vallahi yolunu bulsanız havaya da zammı sıraya koyarsınız! Şimdi bu anlayışla, 407 YTL net ücret alan hangi asgari ücretli Ankara'da bu kış kendini ısıtabilir, bana söyler misiniz? 407 YTL ile doğal gaza bu yüzde 85 zamdan sonra kendini
53

ısıtabilecek bir asgari ücretliyi getirin, birlikte madalya takalım. 100 metrekareyi ısıtamazsınız 407 YTL ile. Onun için kömüre geleceğiz.

Bakın, sosyal yardımlaşma duyguları bizim Osmanlıdan gelen, onun için çok farklı kültürlülüğünden gelen, dinimizden gelen, Kürdüyle, Türküyle hepimizin aslında çok da güzel bir, çok kutsal bir yaklaşım fakirlere yardım etmek, açları doyurmak, zekât vermek. Yani ben bazen merak ediyorum, vergi vermeyebilir de, Sayın Başbakan ne kadar zekât verdi diye sormuyorum burada. Eğer zekâtını doğru dürüst verselerdi Müslümanlarımız, bu ülkede aç kalmazdı. Öyle mi, değil mi? Hadi onu geçtik, zenginlerimiz vergilerini namusuyla ödeseydi, bu ülkede aç olmazdı, açlık sınırı altında 14 milyon olmazdı; resmî işsiz son istatistiklerde 12 milyon, gizlilerle beraber 20 milyon, 20 milyon işsizimiz olmazdı. Bakın, biz dünya gelişmelerini elbette ki konuşacağız. O kriz 29'da patlak verdi. Biz ne zaman hissettik? Ekimde, dolar bir gün ansızın 1.180 liradan 1.760 liraya fırladığı zaman. "Ne oldu, dolar birdenbire fırladı, arttı?" dedik. Bazı arkadaşlar vardı, biliyorum, diyor ki "Dövize parayı yatırdık, ha bire düşüyor. YTL kıymetlendi, oraya gidelim derken böyle bir şey yaşandı." İşte, o "likidite tatlısı" denen, 50 milyar dolar bir anda piyasadan çekilince bir günde krizin sıcağını hissettik. Şimdi "Bu krizi fırsata çevireceğiz." diyor Hükûmet. Güzel. Nasıl çevireceğiz, bilelim, konuşalım. İlk yapılan ne oldu? Kara parayı aklama yasası "varlık barışı" dediler adına. Ne varlık barışı? Bunun neresi varlık barışı? Varlık barışıysa açın bugünkü Hürriyet Gazetesi'nin manşetini, bakın Türkiye'yi kaç kişi yiyor. Yüzde 1, azınlık bile değil. 100 bin kişi bütün sermayesiyle her türlü yaşamı sürüyor. Varlık barışıysa gideceksin önce ondan alacaksın, varlıklıdan. Bu ülkenin bütçesine o parayı aldıktan sonra adil bir şekilde dağıtacaksın. Doğru olan budur ama biz Cargill yasalarını gördük, aciliyetine bakın, yap-işlet-devret yasalarını gördük. Özelleştirme yetmedi, yap-işlet-devretle limanları, rıhtımları, Galataport'u, Harem'i, İzmir'in, güzelim Kuşadası'nın, Bodrum'un, Mersin'in, Antalya'nın limanlarını, o da yetmedi, enerji piyasalarını düzenledik, hep akçeli işler. On tane enerji piyasası, elektrik piyasası, bilmem ne piyasası çıkardık ama yedi yıldır bu ülke ithal enerji mahkûmu. İran istediği zaman vanaları kapatıyor, Azerbaycan'a koşuyoruz sonra ithal enerjiyle ısınıp, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığının borçlarını takıp vatandaşa da zam olarak dayatıyoruz. Böyle bir adalet anlayışı, "adalet" ismini taşıyan bir hükûmette olabilir mi?

Bakın, enerji politikalarını yedi yılda ithal enerjiden kaynak enerjiye çevirememiş bir ülkenin iflah olma şansı yoktur. Nükleer enerjiye şimdi dönülüyor, Hasankeyf sular altında bırakılmak isteniyor, acayip yollara başvuruluyor. Oysa bu ülkenin kaynakları, bu ülkeyi ve Türkiye gibi on tane ülkenin enerjisini sağlayacak derecede zengindi. GAP, Türkiye'nin elektrik enerjisinin yüzde 48,7'sini sağlıyor. İşte GAP; Keban'dan Atatürk Barajı'na kadar ama o para, o enerji batıya akıyor. Doğu, Güneydoğu'nun yirmi bir ilinin geri kalmışlık endeksini, bölgesel dengesizliği koyduğumuz zaman ortaya bir gıdım, bir yüzde bu üretimden, bu toprakların kaynaklarından bölgeye verilmiyor.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Yine bölücülük yapıyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Konuşma be!

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Konuşurum.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Terbiyesizlik etmenin alemi yok.

Sen burada bu iş için mi tutuldun?

BAŞKAN - Sayın Kaplan…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Siz terbiyesizlik ediyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Sayın Başkan, lütfen muhatap olur musunuz.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Yirmi bir vilayeti ayırıyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Hıdır…

HASİP KAPLAN (Devamla) - Konuşma! Senden mi öğreneceğim!

BAŞKAN - Sayın Hıdır…

GÜLTAN KIŞANAK (Diyarbakır) - Hayır, siz ayırmışsınız senelerce.

FATMA KURTULAN (Van) - Biz birleştirmeye çalışıyoruz, bunu öğrenin artık. Alışmışsınız birden kara, bölücülüğe. Kim bölücü? Sizsiniz bölücü.

BAŞKAN - Sayın Hıdır, niye müdahale ediyorsunuz?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Efendim, Türkiye'yi bölücü cümleler sarf ediyor.

FATMA KURTULAN (Van) - AKP Grup Başkan Vekilleri onu öyle görevlendirmiş.

BAŞKAN - Şimdi bakın, bu işittiklerinizden memnun mu oldunuz?

GÜLTAN KIŞANAK (Diyarbakır) - Sataşma görevlisi o.

BAŞKAN - Hayır, bu işittiklerinizden memnun mu oldunuz?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Hayır, kendi terbiyesizliğidir o. Bana söylediğini ben algılamıyorum.

BAŞKAN - Bakın, ara veririm…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Bana konuştuğu ifadeyi…

BAŞKAN - Ara veririm!

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) - Kendisini dışarı atmanız lazım Sayın Başkan.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Sayın Başkan, lütfen uyarın, devam edeceğim.

BAŞKAN - Buyurun.

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) - O sözünden sonra dışarı atmanız lazım onu.

54

BAŞKAN - Buyurun.

FATMA KURTULAN (Van) - Böyle olmaz Başkanım, böyle gitmez.

BAŞKAN - Sayın Kurtulan, lütfen…

HASİP KAPLAN (Devamla) - Sayın Başkan, biz, elbette ki bu ülkenin iyi yönetilmesinden, bu ülkenin millî gelirinin artmasından, bu ülkenin krizlerden etkilenmemesinden, bu ülkede barışın, güvenin, demokrasinin gelmesinden son derece mutluluk duyarız. Bu ülkede bundan mutluluk duymayacak bir yurttaş varsa… Bu ülkede ve bu Mecliste bundan mutluluk duymayan bir tek insanı göremiyorum ben. Bu ülkenin birlik ve bütünlük içinde barışını sağlamasını istemeyen hiçbir insanın da yüreğinde zerre kadar vatan sevgisi olduğuna inanmıyorum ve biz, bunu çok samimi olarak söylüyoruz.

Bakın, Türkiye'de cep telefonları sayısı nüfus sayısını geçmeye başladı: Yetmiş milyon. Kredi kartları da öyle, nüfus sayısını geçen kredi kartı var. 200 milyarları aşan kredi borçları var, 150 milyarı aşan cep telefonu borçları var. Bunun yüzde 58'den yüzde 65'e yakını vergi değil mi, ÖTV değil mi, KDV değil mi, sabit hat fiyatı değil mi? Bakın, bir ülkede sosyal patlamaların eşiğine öyle bir anda gelinmez, derece derece kaynar, derece derece kaynar. Bu cep telefonu icraları, iflasları çok ocağı yaktı, çok aile boşandı, çok insan intihar etti. Her gün gazetelerde bunun fotoğrafları var. Adil bir verginin, adil bir gelirin, adil bir harcamanın bu ülkenin güvenliği açısından son derece önemli olduğunu söylemek istiyoruz.

Avrupa Birliği İlerleme Raporu -bir krizdir, doğrudur, söyledik- bakın ne diyor: "Demokrasi ve hukukun üstünlüğü: Yerinde sayıyorsunuz. Parti kapatmalar sürüyor. Anayasa: Rafa kaldırdınız. 97 EMASYA Gizli Protokolü hâlâ yürürlükte. Yolsuzlukla Mücadele (GRECO) Raporu'nun sadece üçte 1'i uygulamaya kondu. İşkenceye Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'ne Ek İhtiyari Protokol'ü onaylamadınız. Medeni ve siyasi haklarda ilerleme yok. Gözaltı, işkence, kötü muamele sürüyor. 1 Mayısta, "nevroz"larda güvenlik güçleri orantısız güç kullandı, kullananların hiçbirisine yargı ve idari soruşturma açtırmadınız. İfade özgürlüğü kısıtlamaları sürüyor. Kadın hakları yerinde sayıyor."

ABD ve OECD ülkeleri içinde kadın hakları, temsil ve üretim ilişkisinde yer alması en düşük seviyede ülke Türkiye'dir. Kültürel haklar RTÜK'e takılıyor. Oysa biz biliyoruz ki Hükûmet… 1 Ocakta TRT Heşt ile -TRT Heşt, öyle dediler- Kürtçe yayına geçilecek.

Bakın, her şeyde bir ciddiyet lazım. Bu yasanın önergesini veren bir muhalefet milletvekili olarak -birlikte çıkardık, AKP olarak- inanıyorum CHP de 21 Aralık program kurultayında Kürt dilinin serbest bırakılması konusunda bir çaba, açılım içinde bulunur. Alevi açılımından sonra MHP'den de aslında bir açılım beklentimiz var Kürt sorunu konusunda. Bu ülkenin birliği bütünlüğü için bu gerekiyor. Bu ülkenin birliği, bütünlüğü, huzuru, güveni ve refahı için biz elimizi taşın altına da koymayı, birlikte yürümeyi de biliriz. Sayın Bahçeli burada bir söz söyledi: "Bin yıllık kardeşliğimizin yol kavşağındayız." dedi, tehlike sinyallerine dikkat çekti. Biz bunu her gün söylüyoruz ve bizim gösterdiğimiz gayretin -bakın, bizim gösterdiğimiz gayretin- eğer birazını diyaloğa çevirebilseydik, birazını konuşabilseydik, inanıyorum ki AKP, CHP ve MHP'nin azıcık cesaret şurubuyla biraz daha farklı bir kulvarda olabildik. Biz Türkiye'yi daha farklı bir kulvara taşıyabilirdik, daha farklı bir alanda, küresel krizi ve bütün sorunları aşarak silahlı çatışmayı eylemsizliğe dönüştürebilirdik, silahları susturabilirdik. On sekiz aydır bu Mecliste zaman yitiriyoruz, havanda su dövüyoruz. Biz bunu her gün söylüyoruz. Bu ülkenin bölünmeyeceğini, bu ülkenin bütünlüğü içinde sorunlarımızı çözeceğimizi hep söyledik. Bu ülkenin bölünmesine karşı duracak birisi varsa ilk başta biziz, biz yürürüz ama doğru politikalarda, insan haklarında, hukukta, demokraside, özgürlükte, eşit ve özgür yurttaş olmada. Bunların hiçbirisi, bu temel haklar, insan temel hürriyetlerinin başında gelen bu haklar, hiçbirisi de taviz değildir, hiçbirisi de birilerine cesaret ve istediği için değildir. Bu halkın, 70 milyon insanımızın, yurttaşlarımızın, farklı dillerin, farklı kültürlerin, farklı renklerin, güzelliklerimizin hepsinin birlikte duruşudur, birlikte hakkıdır. Bu hakkı temsil etmek, kendi vatandaşının haklarını teslim etmek niye taviz olsun, niye ayrımcılık olsun, niye farklı değerlendirilsin?

Bakın buraya gelmeden önce şöyle bir baktım, Meclisin o ilk günlerine bir gideyim dedim, 18 Kasım 1920'ye, yani 18 Kasım 1336 Perşembe 99'uncu İçtima.

Hasan Hayri Bey, Dersim, soru önergesi: Kürdistan'da birtakım propagandacıların dolaştığını, doğru olup olmadığı, doğru olduğu takdirde hükûmetçe ne gibi tedâbire tevessül edildiğinin beyanı. 1920-2008… Kaç yıl oldu biliyor musunuz? Bakın, cumhuriyetin 1920 yılından tutanak okuyorum. Eğer, seksen sekiz yıldır hâlâ bu sorunu konuşuyorsak bizde bir eksiklik var, siyasette bir eksiklik var, bir zaaf var, oturmamışlık var, yani bir hata var. Bakın, Hasan Hayri Bey Dersim Mebusu ne diyor o tarihte: "Efendiler, Dersim meselesi malumu alinizdir ki tam dört yüz seneden beri Devleti Osmaniye'yi işgal eden bir meseledir." Eh yani dört yüz sene Osmaniye'yi işgal edecek bir Dersim meselesine bir de cumhuriyette seksen sekiz yıl koyduğumuz zaman, çözmediğimiz zaman, Alevi-Bektaşi kardeşlerimiz Sıhhıye Meydanı'nda 100 binlerle AKP'nin karşısında seslerini duyururlar.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Ne oluyor ya! Kimi korkutmaya çalışıyorsun!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Sen korkaksın zaten, korkaksın!

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Korkaklık sende!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Sen korkaksın, bağırmasam da korkarsın!

55

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Korkaklık sizde!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bakın, bu 1920… 1923'e gelelim. Yine cumhuriyetin ilanı sonrası, bu sözümü bilerek okuyorum, bilerek söylüyorum… Bakın, Yusuf Ziya, Bitlis Mebusu: "Hâlâ Mustafa Kemal Paşalara kudretler, kuvvetler, birçok salahiyetler isnat ederek burada bir meclis değil, bir paşa olduğunu farz ediyorlarsa çok hata ediyorlar. Burada ancak ve ancak bir milletin kanaatinde hür, reyinde hür mebusları, vekilleri vardır. Paşa Hazretleri, buradaki arkadaşlarından mütekabil olmak şartıyla fazlaca hürmete mazhardırlar." ve "(Alkışlarla)" diyor.

Bakın, şimdi, ben, bunu niçin söyledim? Bu Meclisin İstiklal Savaşı sonrasında, farklı renklerin, dillerin, kültürlerin, Alevilerin, Kürtlerin, Çerkezlerin, Arapların hep birlikte İstiklal Savaşı sonrası kuruluş felsefesinde Meclisimizin bir anlamı vardır. Bu anlama biz hayat ve renk katıyoruz. Nasıl renk katıyoruz?

Bakın, ben Şırnak Milletvekiliyim. Şırnak'ta bağımsız aday olarak seçildim ve AKP orada yüzde 22 oy aldı, ben yüzde 65 oy aldım. Şimdi, halkın iradesiyle seçildik geldik buraya ama Başbakan şöyle bakıyor. Şırnak'taki oyları yüzde 47 değil, Şırnak'ta bir dibe vurmuş, bir tek Şırnak, bir de Hakkâri'de. Hakkını yemeyeyim. Bir iki il, Tunceli, böyle birkaç ilde yüzde 47 almamış.

Şimdi, kalkıyor "Siz halkın özgür iradesiyle seçilmediniz." diyor. "Ben sizin elinizi sıkmam" diyor, gidiyor. Sonra, yedi yıl iktidar çoğunlukta "Baş örtüsüne özgürlük vaadi" programında… Eşi başörtülü olduğu için Genelkurmay resepsiyonuna yalnız gidiyor ve Genelkurmay resepsiyonunda kendi memuru, emrinde olan… Başbakanlığa bağlıdır Genelkurmay, MİT, Genelkurmay, bunlar Başbakanlığa bağlı. Bir protokol davetiyesi geliyor, Sayın Başbakan diyor, sen, Cumhurbaşkanı da yalnız geleceksiniz. Ee kardeşim, yedi senedir iktidarsınız, kahir çoğunlukla 59'uncu Dönemde iktidardınız ve iki parti vardı Mecliste. Şimdi de kahir çoğunlukla iktidarsınız

ve bu konuda MHP'nin desteği de var arkanızda.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Ne gibi?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bir baş örtüsü olayını çözememiş olan bir iktidar, kendi seçmeninin, kendi eşinin protokolünü sağlayamayan bir başbakan bu ülkenin asli sorunlarını nasıl çözecek, bana söyler misiniz? Bu ülkenin sorunlarını çözmek için inandırıcılık ister, yürek ister, cesaret ister, kararlılık ister. Yedi senede kararlılık gösterilmedi mi, yedi sene sonra kimse size bu yetkiyi vermez, bu toleransı göstermez ve elbette biz sandıklara gideceğiz ve sandıklarda herkes, hepimiz boylarımızın ölçüsünü alacağız ve tekrar buraya döneceğiz, konuşacağız. Olur, biz de kaybedebiliriz, kazanabiliriz de ama AKP de kaybedebilir, kazanabilir de.

Yalnız bu Kürtçe "Heşt"e geleceğim. "Şivan Perver"i, AKP'nin Kürt milletvekilleri sesini çok seviyormuş, ilk konseri o versin, dediler. Yok yok dediler "Pavarotti'nin sesi" "Civan Haco" olsun o daha farklı, rock tarzı, dediler. Allah Allah, ne diyorlar bunlar? Sonra sanatçılar aradılar: Sicil kaydı olmayacak, aileden kimse içeri girmeyecek, Kürt olmayacak, Kürt olacak dilini bilmeyecek... Kardeşim, ben otuz sene 300'e yakın Kürt sanatçının avukatlığını yaptım. TRT'nin bugüne kadar bir tek Kürt'e resmî bir yazışması olmadı, bir tekiyle, resmen bir sanatçıyla görüşmedi, bir tek Kürt kurumuyla -bakın kültür kurumları, sanat kurumları- bir tekiyle bir görüşme yapılmadı. Hiç birisinin resmî bir evrakı, kaydı yok ve 3-4 sanatçıyla görüşülmüş, 3 tane -2'si yeni kurulan- yapımcı firma kurulmuş, bu yapımcı firmalar üzerinden bu sanatçılara gidilip Kürtçe yayın yapılacak. Ya böyle şey olur mu? Ve bu, işte o sözleşmelerden biri. Yapımcılar 9 sayfa Kürt sanatçıya bir sözleşme getiriyor. Diyor ki "Hep çalışacaksın, bir gün sözleşmeye uymazsan cezai şartın 500 bin YTL." Şimdi telif hakları var, sınai hakları var, marka hakları var. Bu hukuk devleti Kürt'ü için böyledir, Türk'ü için de, İbo için de öyledir, Sezen için de öyledir, Candan için öyledir, sayayım mı? Yani, şimdi ben bu ülkede utanç duyuyorum. Bari Kürtçülüğün, Kürtlüğün ticaretini yapmayın diyorum! Kürt hakları, Kürt kültürü, Kürt kimliği bu ülkenin demokrasisinin harcı, birleştirici unsurudur. Buna hepimiz sakınarak sahip çıkalım. Ama Kürtçenin ticaretini yapmayalım. Hele seçim öncesi oy avcılığı için yapmayalım, zarar görürsünüz, çok samimi söylüyorum.

Gidin, açık yüreklilikle… Bakın, 12 Eylülde 2 milyon insanımız fişten geçirildi. Son olaylar yirmi beş senedir sürüyor. Ailesinden içeri girmemiş bir tek insan yok. AKP'nin içinden de insanlar biliyorum içeri alındı, yattı, çıktı milletvekili olarak. Şimdi, biraz dürüst olmak gerekiyor. 20 milyon Kürt yurttaşımıza karşı Erbil'de gidip Işık Üniversiteleri açabilirsiniz. Erbil'de Kürtçe söylenir, İngilizce söylenir. Ama Türkiye'de biraz daha dürüst olmaya davet ediyorum ve gerçekten halka, kimliğe, kültüre açılmasını…

"Sıfır tolerans", Başbakan kızıyor. Sıfır tolerans tutmadı arkadaşlar, onu terk ettiniz. Başbakan "Hakkâri'de niye kepenk kapandı?" dedi, ben anlamasını beklerdim, anlamadı. Günlerce bir çocuğun konulan fotoğrafı, bu fotoğraf Hakkâri'dendi. Yüksekova'da "nevroz" bayramını kutlamak istediği için ölen insanlar, bu da Van'dan. Hiçbir siyasi bağlantısı olmayan…

Kolu kırılan çocuğun şu göz yaşları ve mimikleri, şu ağlamaklı duruşu, şu bebeğin ağzındaki bant, Başbakan, sana bir şey ifade etmiyorsa, sıfır tolerans buysa, sıfır toleransın yerin dibine batsın. Bu halk sana nasıl kapılar açsın? Nasıl kucaklasın? Nasıl "Hoş geldin." desin?

Siz bilirsiniz, biz Akdenizliler, Türkler, Kürtler çok sıcak insanlarız. Çabuk affederiz, çabuk seviniriz, çabuk darılırız ama azıcık ışık gördüğümüzde canımızı veririz. Demirel "Kürt realitesi" dedi,
56

canımızı vermeye kalktık. Özal "Avrupa Birliği Diyarbakır'dan geçer." dedi, biz aylarca onu konuştuk. Her şeyin arkasından konuştuk durduk ama açlık, yoksulluk, aşsızlık, insanlarımıza ölüm, doğuda taziye çadırları, batıda cenazeler; bu mu ülkenin kaderi, geleceği?

Şimdi böyle bir ülkede biz siyaset ederken birbirimize çok insaflı davranmak zorundayız. Kalkıp burada rakamları konuşturmanın çok fazla bir anlamı da yok. Çok şey hazırlamıştım.

Sosyal devlet… Bakın, Başbakanın açıklaması burada. Sosyal devlet Anayasa'da var. Onun üzerine yemin etmedik mi? E kardeşim sosyal devletse eski Fakir Fukara Fonu, Sosyal Yardımlaşma Fonu bir taraftan dağıtıyor, vakıflar bir taraftan dağıtıyor -Bakanımız burada- belediyeler bir taraftan dağıtıyor, on tane bakanlık -çocuklar, kadın hakları, şey- hepsi dağıtıyor. Yüz defa dedik, ya bu sosyal yardımları bir çatı altında birleştirin. Yeni yeni bu noktaya geliyor Hükûmet.

Bu eleştirilerimiz olumludur ama siz sosyal yardımlaşma anlayışınızı şu şekilde yaparsanız… Bu AKP'nin makarnası, bu da kömürü. Buyurun… Buyurun… Bu mudur sosyal yardımlaşma?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Şov yapma.

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) - Ayıp, ayıp!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Hangi gelişmiş, çağdaş batı Avrupa ülkesinde… Makarna ve kömürle açlarını doyuran Afrikalılar mı yaşıyor Türkiye'de, ne zannediyorsunuz? Afrika ülkesinin insanları, yamyamları mı yaşıyor zannediyorsunuz Türkiye'de? Ne bu yedi yıldır…

FATİH ÖZTÜRK (Samsun) - Ağla ağla!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bakın, açın, bugünkü bütçeyi okuyun. "Kömürü şu kadar dağıttık." diye bu kış ortasında Ankara'nın eksi 7 derecesinde bu çağdaşlık mı? Bu, uygarlık mı? Bu, insan trendi mi? Bu, insan endeksi mi? Bu mu gelişme? Bu mu Türkiye'yi kalkındırma? Bu mu onurlu olma? Bu mu 16'ncı büyük Türk devletinin cumhuriyetini ayakta tutma? Bu değil arkadaşlar, bu değil.

Sosyal yardım, sağlıktır, eğitimdir, ulaşımdır, konuttur, (AK PARTİ sıralarından gürültüler) okuldur, defterdir, kültürdür, sanattır, spordur, insanlıktır, insan onurudur, insan onuru! İnsan onurunu ayaklar altına aldınız. (DTP sıralarından alkışlar)

Valilerinizi kömür taşıyan memurlara çevirdiniz. Vatandaşınızı kuyrukta birbirini boğazlayan, makarna için boğazlayan insanlar durumuna düşürdünüz. Batsın bu dünya! İşte, arabesk, batsın bu dünya, batsın bu dünya! (DTP sıralarından alkışlar) (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FATİH ÖZTÜRK (Samsun) - Ağla ağla!

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) - Ayıp, ayıp!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Aynen yakışıyor çünkü arabesk bir hükûmete karşı çok ciddi laflar etmek üzere çıkmıştım ama bu çok ciddi lafları etmek istiyordum ama nasıl… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) - Bir soğan getirin de gözlerine sürsün!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Şimdi, beş dakikam, on dakikam var sakin olun. Biraz daha konuşacağım.

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) - Televizyona çıkarsan iyi şov yaparsın!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Şimdi, bakın ben güzel şiir okurum.

Ne diyor ozan:

Öyle yıkma kendini,

Öyle mahzun, öyle garip…

Nerede olursan ol

İçerde, dışarıda, derste, sırada

Yürü üstüne üstüne

Tükür yüzüne celladın

Fırsatçının, fesatçının, hayının…

Dayan kitap bile

Dayan iş ile

Tırnak ile, diş ile

Umut ile, sevda ile, düş ile

Dayan rüsva etme beni!

Bu halk beni seçti bu kürsüye geldim. Ben bu halkı rüsva ettirmem arkadaş! Rüsva ettirmem! (DTP sıralarından alkışlar)

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) - Şov yapma! Şov yapma!

NURİ USLU (Uşak) - Burası tiyatro sahnesi değil, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi beyefendi! Tiyatro sahnesi değil burası!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Siz politikanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyorsunuz, Çiçero'yu okumadınız, daha hiç dünyadan haberiniz yok sizin.

NURİ USLU (Uşak) - Sen iyi biliyorsun, devam et!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Arkadaşlar, demokrasicilik oynayacağız. Bakın, Başbakan dün okuyamadı notundan, ben okuyayım, bu eksiklik giderilsin. "Hakkâri'de, Van'da, İstanbul'da saldırıya uğrayınca bekledim liderleri arasın, "Geçmiş olsun." desinler diye." Aramamışsınız, ayıp etmişsiniz. Biz zaten arasak da açmıyor kapıyı. Bizimle, biliyorsunuz, dargın. Dargınlar Meclisinde biz dargınız. Diyalog kuracağız, bu ülkenin sorunlarını çözeceğiz. Benim her gün Genel Merkezimin, il örgütlerimin
57

önünde silahlar patlıyor, her gün saldırıya uğruyor, Sayın Başbakan bir gün olsun Başbakan olmanın sorumluluğu gereği "Biz buna karşıyız." deseydi, inanıyorum CHP de derdi, MHP de derdi, biz de derdik ve demek zorundayız bu ülkenin geleceği için. Bu saldırılara karşı, bu ülkenin geleceği için bunu diyeceğiz, demek zorundayız.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - "PKK terör örgütü." deyin, bitsin bu iş.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Birlikte yürümek zorundayız bu ülke için. Başka şansımız yok.

Demokrasinin üç temel unsuru vardır arkadaşlar. Birisi…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - "PKK terör örgütü." deyin, bitsin. Diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz. Cevap veremiyorsunuz. "PKK terör örgütü." deyin, bitsin bu iş.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Benim zamanımı çalmayın, öyle ayak oyunlarına gelmem ben.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Tabii. Bebekleri öldürüyorlar, bebekleri!

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) - Ulan sen bebek gördün mü? Senin bebeğin var mı?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Ana kucağındaki bebekleri öldürüyorlar!

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) - Sen ne anlarsın bebekten!

BAŞKAN - Sayın Karabaş, Sayın Hıdır...

HASİP KAPLAN (Devamla) - Üç tane temel unsuru var, hukuk devletinin üç temel unsuru var: Bunlardan biri demokrasi, siyasal demokrasidir, bir diğeri ekonomik demokrasidir ve üçüncüsü kültürel demokrasidir.

Şimdi, siyasal demokrasinin temel özü, temel felsefesi nedir biliyor musunuz? İnsanca yaklaşımdır demokrasinin siyaset felsefesi, insanca. Böyle yan yan yürüyerek değil, Kasımpaşa kabadayısı gibi değil, Başbakan gibi doğru ve doğru, 70 milyon, G-20 zirvesinde temsil edilen, 10 dünya ekonomisi içinde yer alan bir ülkenin Başbakanı olarak, kusur bile işlesek kusurlarımızı yeri geldiği zaman farklı konuşabilecek olgunluğu, dürüstlüğü gösterebilecek bir edayla kucaklayıcı olmak zorunda.

Siyaset, ortak insanlık tarihinin ve demokrasi mücadelesinin üzerinden verilir. Bugüne kadar tarih yazmamıştır, hiçbir hak eşitlik ve özgürlük yönetenler tarafından verilmemiştir, hibe edilmemiştir, haklar ve özgürlükler tarihî mücadelelerin tarihidir ve hep böyle alınmıştır.

Biz, Ankara'da nasıl ki bu kriz ve ekonomi karşısında bütçeyi konuşurken, KESK'in, DİSK'in, emekçilerin, öğretmenlerin, memurların binlercesinin, on binlercesinin Sıhhiye Meydanı'nda çıkıp "Bu krizi yüklenmeyeceğiz." dediği günü… Ben size açık söyleyeyim, bugüne kadar, 2001 dâhil, banka batırmalar dâhil bu kriz hep halkın sırtına yüklendi, emekçilerin, memurun, işçinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Ve sevgili arkadaşlar, bu halkın zaten nefesi kesilmiş, takati kalmamış. Bu halk bu krizin sorumlusu değil, bu kriz dışarıdan. Bu kriz yönetememe krizidir. Bu krizi biz sorumluların sırtına yükleyeceğiz. Sandık yakın, 29 Martta. Üstelik, bu kriz öyle ağır bir kriz ki bu küresel kriz sırtına verip yüklediğimiz basiretsiz yöneticileri de boz bir eşeğe bindirip 29 Martta halka havale edip tırıs tırıs göndereceğiz. Bizde buna derler ki: "……" (*) "tırıs tırıs, kıyı kıyı" gidecekler. Halk ve sandık budur. Bu böyle biline. Böyle bütçeye oyumu değil, günahımı da vermem. (DTP sıralarından alkışlar)

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) - Gerek yok bu laflara.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Seçmene selam.

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) - Sanki tiyatrocusun ya!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Ben iyi tiyatrocuyum bilmiyor musunuz. Size de öğretirim. Sizin Başbakan da iyi tiyatrocu. Baksana iki dönem iktidar oldu tiyatrosuyla.

3. BAĞLAYICI AÇIKLAMA

"Kürt halkının özgürlük iradesini kırma ve sesini boğmaya çalışırken, ihanetin sesi anlamına gelecek olan TRT Kürtçe TV kanalı karşısında, kendisine Kürdüm, onurluyum, yurtseverim, toprağımdan, kültürümden ve dilimden yanayım diyen hiçbir Kürdün bu ihanet kanalında yer almaması ve hizmet etmemesi gerekmektedir"

“Kürdistan özgürlük hareketinin ve halkımızın özgürlük iradesi karşısında iyice sıkışmış bulunan Türk özel savaş rejimi ve onun siyasi temsilcisi AKP, yerel seçimlerin öngününde Kürtçe yayın yapan bir TV Kanalı kurma kararı almış bulunmaktadır. Kürtçe TV kanalının devletin stratejik bir önem atfettiği yerel seçimin arifesinde açılacak olması bu televizyon kanalını açmalarındaki amaçlarını da ortaya koymaktadır”

Kürdistan’ı yeniden fethetmek istiyorlar

“Türk ordusu askeri alanda, AKP siyasi alanda Kürdistan’ı yeniden fethetmek istemektedir. Bunun için de Kürdistan halkının özgürlük iradesini parçalamak, bölmek amacıyla, bir taraftan her gün Kürt halkının özgürlük sesi olan Roj TV’nin susturulması için ABD ve AB ülkelerine yalvaran, yer yer şantaj yapan Türk devletinin, Kürtçe kanal açmasının anlamı açıktır. Bununla stratejik önem atfettikleri yerel seçimlerde Kürtlerin bir kısmının oylarını tekrardan almak ve Kürt düşmanlığı gerçekliği iyice açığa çıkan AKP’nin Kürtleri yeniden aldatmak için geliştirilen bir politika olmaktadır. Bununla birlikte esas olarak bu ikiyüzlü politikayla Kürt halkı arasında nifak tohumları ekerek kutsal özgürlük mücadelesine karşı bir ihanet dalgasını geliştirmeye yönelik bir girişimdir ve çok tehlikelidir. Türk devleti Kürt sorununun çözümü için hiçbir somut adım atmamışken, her gün çatışma ve bombardımanlar devam ediyor iken, böyle bir girişimin başlatılması tamamen özgürlük hareketini yok etmeye yönelik bir özel savaş uygulamasıdır. Yine bu Kürt halkının kendi özgücü ve iradesiyle yarattığı Roj TV ve diğer Kürt kanalları karşısında işbirlikçiliği geliştirilmek için atılan bir adımdır. Anayasasında herkesi Türk sayan 66. madde dururken, Kürtçe TV kanalının açılmasının, her türlü samimiyetten uzak ve aldatmayı hedefleyen bir uygulama olduğu ortadadır.”

Kürtçe TV’ye Halepçe örneği

“Bir taraftan Kürt halk Önderliğine işkence yapan, Newroz kutlamasına dahi tahammül edemeyen, gençleri kurşunlayan, Türkiye metropollerinde Kürtlere linç kampanyaları düzenleyen, Kürt halkının özgür bir iradeye kavuşmasında belirleyici bir rolü olan gerillayı tasfiye etmek için hemen her gün kara ve hava operasyonları düzenleyen Türk devletinin TV kanalını gündemleştirmesi, Saddam rejiminin Halepçe Katliamı’nı yaptığı zamanlarda, Kürtçe yayın yapan TV kanalından, Kürtçe şarkılar söylemesinden başka bir anlam ifade etmemektedir. Bugün İran devleti de Kürtçe yayın yapan kanala sahiptir; ancak bir yandan da her gün Kürt gençlerini katletmekte ve orada da sorun çözülmüş değildir. Kürtçe TV kanalı açma taktiğini büyük ihtimalle Türk devleti de bu sömürgeci devletlerden almış bulunmaktadır.”

Siyasal cahşlık getirilmek isteniyor

“Bir taraftan her gün nakarat gibi ‘tek devlet, tek millet, tek dil, tek kültür, tek bayrak’ diyen Tayip Erdoğan, böyle düşünmeyenleri ‘ya sev ya terket’ demek suretiyle katliam ve tehcir ile tehdit ederken, hemen ardından TV kanalını gündeme getirmesini halkımız, bir tür siyasal, kültürel koruculuk olduğunu bilecektir. Nasıl ki, 15 Ağustos Atılımı karşısında silahlı köy koruculuğu geliştirdilerse, bugün de siyasal cahşlığı geliştirmek istemektedirler”

Kürtler planın parçası olmamalı

“Kürt halkının özgürlük iradesini kırma ve sesini boğmaya çalışırken, ihanetin sesi anlamına gelecek olan TRT Kürtçe TV kanalı karşısında, kendisine Kürdüm, onurluyum, yurtseverim, toprağımdan, kültürümden ve dilimden yanayım diyen hiçbir Kürdün tehlikeli bir planın parçası olan bu ihanet kanalında şu veya bu biçimde yer almaması ve hizmet etmemesi gerekmektedir. Türk devletini kendi kirli oyunlarıyla baş başa bırakmak her yurtsever Kürdistanlının ve Türkiyeli demokratın görevi olmalıdır. Türk devleti ve AKP hükümeti her türlü oyundan vazgeçip, inkâr-imha siyasetiyle halkımızı oyalamayı bırakıp Kürt sorununu demokratik temelde çözmek üzere, Kürt halkının özgür iradesine saygılı olmalıdır. Çünkü bunun dışında herhangi bir çözüm yoktur.”

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder
Tarih: 30.09.2008



Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Cum Arl 19, 2008 12:51 pm

Hükümet’in seçim planı

Bilindiği AKP Hükümeti, yerel seçimler öncesinden DTP’nin kapatılması ve Güney’e yönelik bir kara saldırısını ‘aleyhte risk’ kategorisinde değerlendiriyor. Seçimler bitene kadar gerilimi düşürme ve tartışmaları ‘yerel hizmetler’ başlığı altına sıkıştırmak isteyen; ancak şimdiye kadar bunu beceremeyen AKP, şunu planlıyordu:
-İmralı Cezaevi’nde yeni bir süreci başlatıyormuş izlenimi vermek.
-DTP’nin kapatılmasını seçimler sonrasına bıraktırmak.
-TRT’nin Kürtçe yayınını seçimler öncesine yetiştirmek.
-Güney’e yönelik hava saldırılarıyla yetinmek.
-Federal Kürdistan Bölgesi’ni tanıyormuş izlenimi yaratarak, buna oy tahvil etmeye çalışmak.
-Kürt illerindeki adayların resmi devlet söylemlerini ihlal etmelerine göz yummak.
-Uluslarararası güçlerin yanı sıra hem Federal Kürdistan Bölgesi hem de Türkiye’deki kimi Kürt çevrelere ile liberal kesimlere, PKK’nin ‘silahlı savunma’ yöntemini mahkum ettirmeye teşvik etmek.

Plan deşifre oldu

AKP’nin bu hesapları demokratik halk eylemliliğiyle birlikte makyajı dökülen Başbakan Erdoğan tarafından ortaya saçıldı. Erdoğan’ın ‘tekçi’ dayatmasını ‘beğenmeyen gitsin’e vardırması ve Türkleri kışkırttan sözlerini diğerleri takihp etti. İmralı’daki göstermelik girişimin şantaj olduğu Adalet Bakanı tarafından ‘Öcalan silah bırakmayı sağlasın bakarız’ sözleriyle ortaya çıktı. TRT’nin Kürtçe yayınının samimi bir girişim olmadığı , hem kanalın başına bir istihbarat gönevlesinin getirilmesi hem de piyasada Kürtlüğe küfreden ne kadar insan varsa toplanmaya çalışılması, üstelik Kürtçe ile ilgili yasaklar sürererken hemen seçimler öncesine denk getirilmesi sayesinde anlaşıldı. Federal Kürdistan Bölgesi ile ilgili girişimleri de hem KCK’nin duyarlı yaklaşımı hem de DTP’nin son ziyaretiyle henüz istenilen sonucu vermedi.

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Cum Arl 26, 2008 12:14 pm

Galiba bu alan biraz 'chize' görülmüş, yorumlayan yok

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Per Nis 02, 2009 5:02 pm

ya Yazılar Çok Uzun Oluyor İki Saat Okuyamadım Birkaçkez Yanlış Satıra Geçtim Biraz Daha Az Oldumu Dok Dikkat Çekici Olur.


_________________
Bilkent Medikal Dayanıklı Tüketim Malları Küçük Ev Aletleri.....
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSNM
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Sal May 12, 2009 12:00 am

defalarca yazdım ama sanırım yeterli olmamıştır ve dedimki başka yerlerden bu tur güncel haberleri bizler (kendı adıma konuşuyorum ) görsel ve basılı medya kurluşları sayesinde duyuyor okuyor ve goruyoruz dilegim oki arkadaşlarımız bunları kısa başlıkla yazıp onlar üzerine yorum yazsınlar ama nafile :S saygılarımla MRT

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Sal May 12, 2009 6:27 pm

ya abi bakkal defteri bile bu yazı gibi karışık olmaz :d


_________________
Bilkent Medikal Dayanıklı Tüketim Malları Küçük Ev Aletleri.....
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSNM
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Çar May 20, 2009 11:08 pm

yok sevgili medikalcı kardeşim yazıyı analamak için okursak cok şey ifade ettiği tartışmasızdır ama bir onceki yorumumda soylemiştim kısa yorumlar yapılsa daha olumlu olacagı kanımı dile getirmiştim...MRT

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
Mesajları göster:
Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
  


Ana Sayfa | İletişim | | Patnos Forumları | Patnos Fotoğrafları | Firmalar Rehberi | Sitemap |
Google Pagerank Checker