Lozan Anlaşması'nın 'Azınlıkların Korunması' başlıklı bölümü, 'Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk vatandaşlarının', yani Rum, Ermeni, Musevi, Süryani vb. yurttaşların haklarını kapsamaktadır.
38. madde ile 'Türkiye Hükümeti, doğum, milliyet, dil, soy ya da din ayırt etmeksizin, Türk halkının tümünün yaşam ve özgürlüklerini en geniş biçimde korumasını' yükümlenmiştir.
39. madde ile 'Gerek özel ve ticaret ilişkilerinde, din, basın ya da her türlü yayın konusunda ve gerek toplantılarda herhangi bir dili serbest kullanmasına karşı hiçbir sınır' konulmamış ve 'Türkçe'den başka dil kullanan yurttaşların mahkemelerde kendi dillerini kullanabilmelerine' imkan tanınmıştır.
40. madde ile 'Harcamaları kendilerince yapılmak üzere, her türlü yardım, dinsel ya da sosyal kurumları, her türlü okul ve benzeri öğretim ve eğitim kurumları kurma, yönetme ve denetleme ve buralarda kendi dillerini özgürce kullanma ve dinsel ayinlerini serbestçe yapma bakımından eşit bir hakka sahip' kılınmıştır.
41. madde ile 'Çocukların ilkokullarda kendi dilleriyle öğretim görmelerini sağlamak üzere, gerekli kolaylığı görecektir. Bu hüküm Türk hükümetinin söz konusu okullarda Türkçe dilinin öğretilmesine engel olamayacaktır. Azınlıklar eğitim, din ya da yardım amacıyla genel gelirlerden verilecek paralardan yararlanma amacıyla ödenek ayrılması konusunda hakça bir pay almaları' sağlanacaktır.
44. madde ile 'Herhangi bir anlaşmazlık halinde sorunların uluslararası Daimi Adalet Divanı'nda görüşülmesi' kabul edilmiştir.
Egemen ulus ve devlet şovenizmi aşılarak Lozan'dan günümüze doğru bir adım atılabilir mi? Yani, Müslüman olmayan azınlıklara ilişkin bu hükümler Kürtlere de uygulanırsa ne olur?
Türkiye 86 yıldan beri Müslüman olmayan azınlıklara tanımış olduğu demokratik hakları, 'azınlık' olarak nitelediği Müslüman bir halka tanımış olacaktır. Dahası Lozan'da Kürtlere yapılan haksızlık bir şekilde telafi edilecektir.
Kürt özgürlük hareketinin bugünkü konumu ve çözüm önerileri düşünüldüğünde Lozan Anlaşması'nın Kürtlere 'azınlık hakları' şeklinde tercüme edilmesi köklü bir çözüm olamayacaktır. Ancak atılacak böyle bir adım, devletin çözümsüzlük politikasından vazgeçmesi ve Kürt kimliğini tanıması anlamına gelecektir.


