Emir Pansiyon 
  Giriş or Kayıt OlAna SayfaForumlarFoto GaleriFirmalar RehberiÜcretsiz Üye OlunHesabınız  
Patnos ilçesi web portalı: Forums

Patnos.org :: Başlığı Görüntüle - Kasımpaşalı LE PEN
Hesap AçAramaPano KılavuzuÜye ListesiGruplarOturum Aç
Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa)
Kasımpaşalı LE PEN
Yazar Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Per Arl 18, 2008 12:55 pm

Kasımpaşalı Le Pen
Irkçısın sen ırkçı kal!

Türk Başbakanı Recep T. Erdoğan, 2009 Bütçesi üzerine konuşurken yine DTP’yi hedef aldı. DTP’lilerin müdahalesi bafllayınca Erdoğan, özüne rücu etti ve incilerini döktü. MHP ile aynı kulvarda olduğunu söyleyen Erdoğan, ‘Ya sev ya terket’ anlayışını sürdürdü; ‘terörizm’ ile itham ettiği DTP’nin ‘Nazizmi hortlattığı’ iddiasında bulundu. ‘Tek’li solganlarını tekrarlayan Erdoğan, Fransız sağcı Le Pen’e benzetildi.
Türk Başbakan Erdoğan, önceki günkü görüşmelerde muhalefetin ardından AKP Hükümeti adına eleştirileri cevapladı. Bütçe savunmasına iyi hazırlanmadığı gözlenen Erdoğan, çareyi DTP’ye saldırmakta buldu. Özellikle DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş’ın devlet terörü ile ilgili örnekleri sıralarken; başörtülere yönelik devlet engellemeleri ve AKP’nin orduyla uzlaşma vurgularına bozulan Erdoğan, bir başka acısını hatırlatarak konuşmasına başladı. Amed, Dersim, Van ve Hakkari’de bir sömürgeci Başbakan gibi karşılanmayı hazmedemediği anlaşılan Erdoğan, “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak orada açılışlar yaparken, bunu hazmedemeyenler, arabaları yaktılar, lastikler yaktılar, partimin teşkilatını cam çerçeve indirdiler. Bu mu demokrasi?” dedi ve AKP sıralarından büyük alkış aldı. Bunu üzerine DTP’liler ile karşılık diyalog başladı:

DTP ŞIRNAK MİLLETVEKİLİ HASİP KAPLAN: Öldürülenlere ne diyorsunuz Sayın Başbakan? Bu mu demokrasi? ERDOĞAN: Demokrasinin yolu sandıktır, sandık… Oradan çıkacaksın, oradan! Oradan çıkacaksın! (AKP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN: Arkadaşlar… Arkadaşlar…
DTP MUŞ MİLLETVEKİLİ SIRRI SAKIK: Siz sandığa saygı duydunuz mu, DTP’ye saygı duydunuz mu?
BAŞKAN: Sayın Sakık…
HASİP KAPLAN: Sandıktan çıktık geldik, elimizi sıkmadınız!
SIRRI SAKIK: Sayın Türk’ün elini sıkmayıp katillerin elini sıkıyorsunuz!
HASİP KAPLAN: Katillerin elini sıkarsınız!
BAŞKAN: Sayın Sakık, Sayın Kaplan… Arkadaşlar, siz niye üzerinize alınıyorsunuz? Rica ederim yani… (AKP sıralarından alkışlar)
SIRRI SAKIK: Bize söylüyor Sayın Başkan.
BAŞKAN: Size bir şey söylemiyor canım. Rica ederim…
HASİP KAPLAN: Biz nereden geldik peki?
BAŞKAN: Sayın Kaplan… Sayın Kaplan… Lütfen…
ERDOĞAN: Şu anda Edirne’de de üniversite var, Hakkâri’de de üniversite var…
OSMAN ÖZÇELİK: Kâğıt üzerinde, kâğıt!
ERDOĞAN: Tunceli’de de üniversite var, Şırnak’ta da üniversite var.
OSMAN ÖZÇELİK: Kâğıt üstünde olanı…
HASİP KAPLAN:Şırnak’ta temel bile atılmadı ki!
ERDOĞAN (Devamla): Gelelim fiziki imkânlar…
HASİP KAPLAN:Yüz yıl daha beklemek lazım.
ERDOĞAN (Devamla): Rahatsızlığınız zaten buradan geliyor(AKP sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN: 70 öğrenci bir sınıfta okuyor, çift tedrisat var.
ERDOĞAN: Sadece ve sadece bu ülkede kimlik siyaseti yapmak suretiyle bu ülkenin hiçbir yerine ne okul kazandırabilirsiniz ne hastane kazandırabilirsiniz. (AKP sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN: Sayın Başbakan, Şırnak ÖSS’de neden sonuncu?
BAŞKAN: Sayın Kaplan…
ERDOĞAN (Devamla): Düşünebiliyor musunuz, ben Hakkâri’ye okullar, hastaneler açmaya geliyorum bir de bakıyorum ki o gün maalesef şehirde bir sessizlik var. Nedir o? Bütün vatandaş tehdit edilmiş “dışarıya çıkmayacaksınız” diye. Çıkanlar çıktı. Demokrasi bu mu, özgürlük bu mu, vatanı sevmek bu mu? Soruyorum sizlere! (AKP sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN: O halkın özgür iradesine saygılı olsaydınız sizi de güllerle karşılarlardı!
BAŞKAN: Sayın Kaplan…
ERDOĞAN (Devamla): Ben burada bir gerçeği daha söylemek zorundayım, o da şu: Sayın Bahçeli’nin az önce söylediği şeyleri ben de paylaşıyorum, farklı düşünmüyorum. Nedir o? Değerli arkadaşlar, biz millet kavramını bir yerlere yediremeyiz, biz vatan kavramını bir yerlere yediremeyiz ve bu vatanı da kusura bakmayın böldürtmeyiz! (AKP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
OSMAN ÖZÇELİK: Asıl bölücü sensin!
ERDOĞAN (Devamla): Bunun yanında, yaptığınız toplantılarda bayrağımızı değil de farklı bayrakları getirmek suretiyle bu ülkeye ayrımcılık tohumlarını ekenlerin kendilerini çek etmesi lazım.
OSMAN ÖZÇELİK: Siz de çek edin kendinizi.
ERDOĞAN (Devamla): Bir diğer nokta da: Devletimizi de bu noktada böldürtmeyiz. Kendimizi bu noktada da…Tehditlerle mehditlerle bir yere varamazsınız...
SIRRI SAKIK: Tehdit eden sensin!
ERDOĞAN: Yaptığınız iş sadece budur. Tehdit etmek suretiyle oy topluyorsunuz ve vatandaşa bunu yapıyorsunuz.
HASİP KAPLAN: “Pompalı” demediniz mi? Daha ne olsun.
BAŞKAN: Bir dakika… Sayın Demirtaş…
HASİP KAPLAN: “Ya sev ya terket” deyip tehdit ediyorsunuz.
BAŞKAN: Sayın Kaplan…Sayın Sakık…
HASİP KAPLAN: “Ya sev ya terket” diyen ben miyim? Siz değil misiniz?
BAŞKAN: Sayın Kaplan, Sayın Sakık, Sayın Demirtaş, rica ediyorum, lütfen…
HASİP KAPLAN: Sayın Başbakan da üslubuna dikkat etsin.(AKP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN: Ama siz de her şeyi söylediniz, Sayın Başbakan da onlara cevap veriyor.
HASİP KAPLAN: Pompalıyı savunuyor.
BAŞKAN: Üzerinize almayın siz, size söylemiyor. HASİP KAPLAN: Bir Başbakan bunu söyleyemez!
BAŞKAN: Sayın Kaplan, siz eleştirilerinizi söylediniz, şimdi de cevap veriyor Sayın Başbakan.
ERDOĞAN: Hakkâri’de ben bir konuşma yaptım.
HASİP KAPLAN: 29 Mart’ta konuşacağız.
ERDOĞAN (Devamla): Hakkâri’deki konuşmamda benim “Ya sev ya terket” diye bir ifadem yok.
HASİP KAPLAN: “Ya seveceksin ya terk edeceksin” lafının Fransızcasını Le Pen kullanıyordu.
BAŞKAN: Sayın Kaplan…
ERDOĞAN (Devamla): İfademin aynısını söylüyorum.
HASİP KAPLAN: Le Pen kullanıyordu.
ERDOĞAN (Devamla): Aynısını söylüyorum...
HASİP KAPLAN: Le Pen… Le Pen…
ERDOĞAN (Devamla): Le Pen sizsiniz! Siz bu ülkede Nazizmi hortlattınız, Nazizmi! Sizsiniz Le Pen! (AKP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN: Sayın Kaplan… Sayın Kaplan, lütfen yerinize oturun. İzah ediyor Sayın Başbakan, dinlesenize.
HASİP KAPLAN: Özür dileyeceksiniz! (AKP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN: Sayın Kaplan… Sayın Kaplan…
HASİP KAPLAN: Kürt halkından özür dileyecek. “Ya sev ya terket.” sözü için özür dileyeceksiniz! (AKP sıralarından gürültüler)
ERDOĞAN (Devamla): Etnik, bölgesel ve dinsel ayrımcılığa karşıyız. Bunu hazmedemeyen terör örgütü var. İfademe dikkat. Bunu hazmedemeyen terör örgütü var, onlar bunu hazmedemiyorlar. Biz ne dedik? Tek millet dedik. Ne dedik? Tek Bayrak dedik. Ne dedik? Tek vatan dedik. Ne dedik? Tek devlet dedik. Buna kim karşı çıkabilir ya?
DTP ŞIRNAK MİLLETVEKİLİ SEVAHİR BAYINDIR: Etnik siyaset budur işte.
ERDOĞAN: Buna karşı çıkabilenin bu ülkede yeri yok... Ama sen de onlar gibi düşünüyorsan ben sana ne söyleyeyim. (AKP sıralarından alkışlar)
DTP GENEL BAŞKANI AHMET TÜRK: Ama Başbakan doğru söylemiyor.
HASİP KAPLAN: Doğru söylemiyor.
AHMET TÜRK: Kimlikleri inkâr ederek olmaz Sayın Başbakan.
BAŞKAN: Sayın Türk, Sayın Kaplan, lütfen…
SIRRI SAKIK: Sayısal çoğunlukla bir halka hakaret ediyorsun.
BAŞKAN: Sayın Sakık, lütfen.
ERDOĞAN (Devamla): Asla, asla…
HASİP KAPLAN: Göreceğiz 29 Mart’ta.
ERDOĞAN (Devamla): Göreceğiz, göreceğiz. Eğer gücünüz yetiyorsa parti olarak seçimlere girin. Parti olarak seçimlere girin.

LE PEN KİM?

Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin lideri olan Jean Marie Le Pen, Yahudi ve yabancı karşıtlığıyla tanınıyor. 1954 yılında Hindi-Çin ve Cezayir’de yabancı lejyonunda görev aldı. Politik kariyerine 1956 yılında Pierre Poujade partisinde şubeler sorumlusu yardımcısı olarak başladı. 1965 yılında aşırı sağcı lider Jean Louis Tixier Vignancour’un seçim kampanyasını yönetti. 1972 yılında Ulusal Cephe Partisi’ni kurdu. Bu süre içinde Kuzey Afrika göçmenlerine karşı takındığı tavır 1974’lerde yüzde 0.74 olan oy oranının, 1988 yılında yüzde 14’e, 1995 yılı seçimlerinde yüzde 15’e kadar yükselmesini sağladı.Kendisi ile aynı düşünceyi baylaşmayanlara karşı darkafalı, bağnaz yaklaşım sergilediği yönündeki yoğun eleştiriler aldı.1987 yılında Yahudilere karşı ikinci dünya savaşında uygulanan soykırımı “tarihin küçük bir detayıdır” diye niteledi. Bu kendisinin Avrupa Parlamentosu’ndaki koltuğunu kaybetmesine neden oldu. Son Cumhurbaşkanlığı seçimleri kendisi açısından diğerlerinden farklı değildi. Seçimlere aynı söylemler ile girdi. Hapishanelerin kapasitesinin 200 bin kişilik daha arttırılması, miras vergisinin kaldırılması, AB anlaşmalarının tekrar gözden geçirilmesi ve tabii ki kilit unsur göçmenlere karşı takındığı tavır. 80 yaşındaki siyasetçi, halen ‘Ya sev ya terket’ sloganının sadıklarındandır.


BİLA'NIN GÖZÜNDEN KAÇMADI

Türk ordusu ve kemalistlere yakınlığıyla bilinen Milliyet Ankara Temsilcisi Fikret Bila, Erdoğan’ın konuşmasını ve MHP ile yakınlaşmasını gözden kaçırmadı. Bila, “Dikkat çeken yakınlaşma! Erdoğan-Bahçeli yakınlaşması” başlığıyla şunları yazdı: “Başbakan Tayyip Erdoğan’ın DTP’lilerle yaptığı tartışma ve MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye arka çıkan sözleri dikkat çekiciydi. AKP’ye destek veren liberal yazarların bir süredir milliyetçi çizgiye kaymakla eleştirdikleri Başbakan Erdoğan, dünkü tutumuyla MHP çizgisine yakın bir duruş sergiledi. Başbakan Erdoğan, ‘Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan” söylemini yinelerken DTP’lilerin laf atması üzerine, milliyetçi söylemini daha da güçlendirdi. Başbakan Erdoğan DTP’lilere dönerek, ‘Sayın Bahçeli’nin söylediklerini paylaşıyorum. Farklı düşünmüyoruz, millet kavramını vatan kavramını kimseye yedirmeyiz, kusura bakmayın bu vatanı böldürtmeyiz’ dedi...Erdoğan, bu söylemiyle, Güneydoğu gezisinde sergilediği ve liberallerin eleştirisine neden olan milliyetçi tutumunu MHP’ye yakın bir çizgiye taşımış oldu. Erdoğan, bu duruşuyla liberallerin eleştiri ve uyarılarını dikkate almadığı gibi yerel seçimler öncesinde daha koyu bir milliyetçi çizgiyi yeğlemiş oldu.”

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder
Tarih: 30.09.2008



Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Sal Arl 23, 2008 12:06 pm

Dil, Ağrıyan Dişi Kurcalar

Çoğu kadın, çocuk ve yaşlı en az 900 bin Ermeni'nin anayurtlarından, insanlığa, hukuka, adalete, vicdana, sığmayacak şekilde Suriye’ye göçe zorlanmaları, göç yollarında soyulmaları, kitle halinde öldürülmeleri, hastalık açlık ve yorgunluktan telef olmaları küçük bir felaket mi?

Ertuğrul KÜRKÇÜ - kurkcu@bianet.org

Tehcir yollarında, kar altında Ermeni çocuk ve kadınlar"Herhalde onlar böyle bir soykırımı işlemiş olacaklar ki özür diliyorlar,” demiş başbakan Tayyip Erdoğan, “Büyük Felaket”e dair bildiri(miz) konusundaki fikrini soran habercilere.

Onun ve milletinin böyle bir sorunu yokmuş… Daha iki yıl önce “Ben aslen Gürcüyüm, eşim de Siirtli bir Arap” demeye kalmadan kendisini ultra-milliyetçilerin hakaret tufanının ortasında bulan birinin, Osmanlı Devleti’nden miras milliyet sorunları/konuları üstüne konuşmadan evvel dokuz kere yutkunmasını beklemek boşuna. Kürtler’in askerin dipçiğine imamın duasının eşlik etmesini “çözüm” saymayacakları anlaşıldığından beri Erdoğan “çok kültürlülük” söylemi öneren danışmanlarına kulak asmıyor… Bildiğini okuyor.

Erdoğan’ın anlama ve kavrama yeteneği -herkes gibi- entelektüel müktesebatıyla sınırlı. O, “Milli Görüş” gömleğini Versace kravatlarla örtebiliyor. Ama havsalasının hiçbir zaman Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) mahfilleri ile İskender Paşa Dergâhı’nda edinebildiklerinin ötesine geçemeyeceğini saklamasına olanak yok. Erdoğan, bütün kanalların baş yorumcusu. Çetrefilli toplumsal-kültürel meselelerde ne zaman ağzını açsa, anti-komünizm, ırkçılık ve mukaddesatçılık karışımını üstünüze boca eden bir münazaracı saldırganlığıyla onurlandırılıyorsunuz. Ne derler: Üslubu beyan, ayniyle insan!

Erdoğan böyle de, uzlaşmaz karşıtları çok mu farklı. CHP milletvekili Canan Arıtman Cumhurbaşkanı Gül’ün, “bildiri”yle ilgili, “bırakınız konuşsunlar”dan öteye gitmeyen değerlendirmesini TBMM Dışişleri Komisyonu’nda bakın nasıl irdelemiş: “(…) Beklerdim ki, ’Cumhurbaşkanı’ olarak Türk milleti ve devletinin bir soykırım suçu işlemediğini, bu vesileyle, bütün dünyaya haykırsın. Bu görevi yapmadığı için, kendisini şiddetle kınıyorum. Biz, başından beri Gül’ün annesinin Ermeni kökenli olduğunu biliyoruz.” İşte sosyal demokratın havsalası da buraya kadar: “Bana kökenini söyle senin kim olduğunu söyleyeyim!”
Göz göre göre yalan…

Erdoğan da Arıtman da işlevleri her koşul altında rejimin meşruiyet gerekçelerini yeniden üretmek olan düzen politikacıları. Rejimin kabullerinin her sorgulanışını bizzat kendi varlıklarına ve imanlarına karşı bir “saldırı” olarak görmeleri ve ona karşı harekete geçmeleri siyasal işlevlerinin bir parçası. Eğer bu “saldırı”yı gerçeklerle, birbiriyle tutarlı nedensellikler dizilerini ortaya koyarak bertaraf edemiyorlarsa, “dezenformasyon” ne güne duruyor.

Siyasi gericiliğin “ideolojik” mücadele yordamlarını biliyoruz: Darda kalınca karşıtının tezlerini çarpıtmak, onun “asıl niyeti”ni sakladığına dair vehimler ileriye sürmek, konuyla ilgisi olmayan bağıntılar icat ederek tartışmayı en geri bilinç düzeyine taşımak ya da karşıt tezleri “suç kanıtı”na dönüştürerek konuyu ağır ceza mahkemesine havale etmek…

Erdoğan ve Arıtman hukuksal düzeyde savcılara TCK 301 ve 305’i işaret ederek, toplumsal-kültürel düzeyde milliyetçi önyargıları kışkırtarak bu yolu seçiyorlar.

İkisi de peş peşe üç yalanı kasıtlı olarak söylüyor:

* Bildiri 1915 olaylarını “soykırım” olarak niteliyor.
* “Soykırım”ın “Türk milleti tarafından” işlendiğini ileri sürüyor.
* Türk milleti adına “Ermenistan’dan özür diliyor".

Dil ağrıyan dişi kurcalarmış diye boşuna dememişler, Erdoğan da Arıtman da besbelli hissediyorlar geçmişteki zulmün büyüklüğünün ve affedilemezliğinin derecesini. O nedenle kimse anmadan onlar başlıyor “soykırım” diye konuşmaya.

Bildiri metnine bakalım:

"1915'te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı 'Büyük Felaket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkar edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum."

* Bildiri 1915’te Ermeniler’in “Büyük Felaket”e maruz kaldığını söylüyor.
* “Büyük Felaket”in “Türk milleti" tarafından yaratıldığına dair hiçbirşey söylemiyor.
* Her imzacı bu felaketin “inkar edilmesi”, “bu adaletsizlik” karşısında kendi adına "Ermeni kardeşleri”nden özür diliyor.

Radikal yazarı Hasan Celal Güzel’in büyük keşfine göre “Büyük Felaket” ifadesi, “hazırlayanları ele veriyor”muş. “Zira, bu ibare, diyaspora ve Ermenistan tarafından ‘soykırım’ olarak anlaşılıyor”muş. “Bu ihanet belgesini imzalayanlar, aksini iddia etseler de, aslında soykırımı kabul etmiş oluyorlar”mış.

“Büyük Felaket”i “diyaspora ve Ermenistan” nasıl anlıyor olursa olsun, çoğu kadın, çocuk ve yaşlı en az 900 bin insanın anayurtlarından, Türkler Anadolu’ya yerleşmeden çok önce bile yaşadıkları öz vatanlarından, insanlığa, hukuka, adalete, vicdana, sığmayacak şekilde Suriye’ye göçe zorlanmaları, göç yollarında soyulmaları, kitle halinde öldürülmeleri, hastalık açlık ve yorgunluktan telef olmaları küçük bir felaket midir?

Hınçak ve Taşnak komitalarının üyesi olmayan Osmanlı sivil Ermenilerinin, Ermenistan’ın Osmanlı Devleti’nden bağımsızlığı için başlatılan ayaklanmada “savaşan taraf” tanımı içine hiçbir şekilde giremeyecek 10 binlerce kadın, çocuk, yaşlı, emekçi, esnaf ve zanaatkarın bu muameleye reva görülmüş olmasını, mal ve mülklerinin gasp edilmesini, kültür ve geleneklerinin kökünün kazınmasını, sivil mimarlık mirasının yerle bir edilmiş olmasını, “diaspora”nın işine gelmesin diye içimize mi sindirmemiz gerekir.
“Soykırım” tartışması değil

Bu bildiriyi imzalayanlar siyasi kanaatleri ne olursa olsun görüşlerini kimseden saklamazlar. İşin aslı, 1915 olaylarının bu bildiride ”Büyük Felaket” diye adlandırılması, imzacıların büyük çoğunluğunun tarihsel, hukuksal, politik açıdan 1915’in “soykırım” tanımına tam olarak -ya da hiç- girmeyeceğini düşünmelerinden ötürüdür. Bu olayları “soykırım” olarak görenler bu ifadede uzlaşarak 1915’i “soykırım” olarak görmeyenlere bir taviz vermektedirler aslında.

İmzacıların “kendi payıma” derken, “Türk milleti adına” söz istemedikleri, böyle bir dertleri olmadığı da apaçık değil mi? “Türk milleti”nin kendisini temsil eden bir parlamentosu, parlamentonun verdiği işleri gören bir hükümeti var. Başka türlü bir temsil ilişkisi kurulana kadar bu milleti bu parlamento temsil edecek. Öyledir diye, tarihi başka türlü okuyan ve anlayanların susmaları, parlamento çoğunluğundan başka türlü düşünenlerin o çoğunluğun baskısı altında sinmeleri mi gerekiyor.

İşin doğrusu, bu çoğunluğun sırlarla, yasaklarla, tabularla çevrelenmiş bir yakın geçmişin doğru bilgisini nasıl edinmiş olabilecekleri de bir muamma. Eğer doğru bilgi gerçekten mevcut olsa, hükümetimiz neden “arşivler açılsın bilim insanları bu bilgileri karşılıklı olarak ortaya çıkarsın” diye laf tüketip duruyor.

Gene de hepimizin olan bitenlerle ilgili bir dizi kanaati var. İinsanları şu yada bu yönde harekete geçmeye sevk eden de tamamen bilimsel olduğunu hiçbir zaman iddia edemeyeceğimiz bu yargılarımız, vicdanımız!

Savaş savaştır! Her savaş insan öldürerek yapılır, özellikle iç çatışma şekline bürünen savaşlarda her zaman sivil ahali savaşan tarafların hedefleri arasına girer, kadınlar, çocuklar bu ihlallerden ağır zarar görür. Ermeni bağımsızlığı için ayaklanan örgütlerin de, mevzi kazanmak, Osmanlı güçlerini halk desteğinden mahrum bırakmak, sivil halkı yıldırmak amacıyla, kin güderek ve başka saiklerle sivil, Türk, Müslüman ahaliye zulmetmiş oldukları, ibadethanelerini yaktıkları bilinen gerçeklerdir. Bunun karbon kopyasının “mukatale” sırasında Osmanlı güçleri ve İttihat Terakki’nin silahlandırdığı sivil güçler tarafından gerçekleştirildiği de bir mutlak hakikat. Bu katliamların mağdurlarının torunlarının kuşaklar boyu yalanlar söylemiş olmayacakları apaşikar. Halkın diline düşen zulüm gerçektir, uydurma olamaz.

Ama 1915 tartışması bu mudur? 1915 tartışması “mukatale” sona erdikten sonraki döneme dairdir. Bir tarafta bütün haşmetiyle bir devlet iktidarı, onun silahlandırdığı “Hamidiye Alayları”nın bakiyesi paramiliter Kürt ve Türk güçleri, öbür tarafta bastırılmış ayaklanmanın ardından Ermeni isyancıları kendi habitatlarından koparmak için korumasız, önlemsiz tehcire zorlanan, kurda kuşa, eşkiyaya, çetelere yem edilen silahsız, sivil yüz binlerce insan. Trajedi burada!

Osmanlı Devleti, yeni Cumhuriyet’e, Topkapı Sarayı Hazinesi’ni olduğu gibi bu insanların yurtlarından edilişlerinin mirasını da devretti. Bu geçmişten sadece övünebileceklerimizi, göğsümüzü kabartanları, güzellikleri ve iyilikleri değil, bizi utandıracak olanları da tevarüs ettik. "Ben yapmadım, İttihat Terakki yaptı" demekle olmuyor. Kurtuluş savaşını da sen yapmadın, ne diye övünüyorsun o zaman! Kurbanlar ve zalimler yok olup gitmedi. Ana babaları boğazlanmış, kendileri Türkler ve Kürtler tarafından sahiplenilmiş on binlerce Ermeni kız çocuğunun -neden yalnızca kızlar?- soyundan gelen milyonlarca insan hala bu ülkede yaşamaya devam ediyor. O kuşakların da kendi öncellerini, kendi hakikatlerini bilmeye hakkı var.

Seksen yıl, doksan yıl başkası olarak yaşadıktan sonra ölüm döşeğinde öpmek için bir “haç” isteyen kadınlara ve onların çocuklarına, kendileri gibi yaşamaktan korkmayacakları, beğenmediğiniz bir şey yaptıklarında "seni gidi Ermeni çocuğu" diye ayrımcılığa uğratılmayacakları bir özgürlük ve hoşgörü ülkesi bütün istediğimiz, vicdansızlar! (EK)

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Cum Arl 26, 2008 12:20 pm

Galib bu konudaki yazılar da hem uzun hem 'chize' bulunmuş... katılım olsaydı Erdoğan ile ilgili bazı alıntılar daha ekleyecektim ama ilgi yok...

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Sal Arl 30, 2008 11:17 am

ilgisizliğe bakın...

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Pzr Oca 04, 2009 12:33 pm

Şu kısım çok yakışmış:

Kürtler’in askerin dipçiğine imamın duasının eşlik etmesini “çözüm” saymayacakları anlaşıldığından beri Erdoğan “çok kültürlülük” söylemi öneren danışmanlarına kulak asmıyor… Bildiğini okuyor.

Erdoğan’ın anlama ve kavrama yeteneği -herkes gibi- entelektüel müktesebatıyla sınırlı. O, “Milli Görüş” gömleğini Versace kravatlarla örtebiliyor. Ama havsalasının hiçbir zaman Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) mahfilleri ile İskender Paşa Dergâhı’nda edinebildiklerinin ötesine geçemeyeceğini saklamasına olanak yok. Erdoğan, bütün kanalların baş yorumcusu. Çetrefilli toplumsal-kültürel meselelerde ne zaman ağzını açsa, anti-komünizm, ırkçılık ve mukaddesatçılık karışımını üstünüze boca eden bir münazaracı saldırganlığıyla onurlandırılıyorsunuz. Ne derler: Üslubu beyan, ayniyle insan!

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder
Mesajları göster:
Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
  


Ana Sayfa | İletişim | | Patnos Forumları | Patnos Fotoğrafları | Firmalar Rehberi | Sitemap |
Google Pagerank Checker