Emir Pansiyon 
  Giriş or Kayıt OlAna SayfaForumlarFoto GaleriFirmalar RehberiÜcretsiz Üye OlunHesabınız  
Patnos ilçesi web portalı: Forums

Patnos.org :: Başlığı Görüntüle - Yerel Seçimler-2
Hesap AçAramaPano KılavuzuÜye ListesiGruplarOturum Aç
Cevap Gönder 3. sayfa (Toplam 3 sayfa)
Sayfa: « Önceki  1, 2, 3
Yerel Seçimler-2
Yazar Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Pts Arl 15, 2008 5:17 pm

Sayin J3eJ3eGiM

Merhaba Isminizi Bilmedigimden Size böyle hitap etmek zorunda kaldim,kusura bakmayin.

Yazdiginiz yazinin bir bölümünde haklisiniz ki tartismanin seyri evet degisti, diger yandan dünyaya farkli cerceveden bakan yada bir noktaya uzaktan bakan insanlarin konu hakkinda daha detayli önerileri olmakla birlikte , bazende insan yapmak istedigi halde hayatina konulan sinirlardan dolayi elinden hicbirsey gelmemesinden kaynakli icinde yasadigi muamma, bazende..... artirabilirsiniz,
Evet önerilerimiz oldu , olacak, olmali, herkes ortak bir önerinin hayat bulmasi olayina katkisini sununcaya dek...Yerel Demokrasi ve Örgütlenme siyasi olgular ve partiler üstü bir modeldir...Biz siyaset Dilinde buna Konfederalizm diyoruz...Halkin bulundugu her alanda kendi öz gücüyle kendi örgütlenmesini kurabilmesi ve kendini yönetmeye ve yönetime katilma yeterliligine ulastirmasi olayidir....

Bunlari niye yaziyorum,
Bakin koskoca Patnos ilcesi ( sanirim simdilerde 100 binin üzerine cikmis bir nüfus) neden halen kendi icinde kendi yerelinde bir ortaklasmayasayamiyor, neden hersecimde disarda Patnos´a sadece bayramda, ki gelirlerse, gelen sözümona bürokratlar öne cikartiliyor,....

Bilmiyorum degisti mi? ben yillar önce ülkede iken Patnos sehir merkezinde her 3 isyerinden biri kahve idi...Bu kötümü degil mi biryana, Patnosun meyve ve sebzesinin %90´ni disaridan geliyor, oysa kiraz, elma, armut vb. meyvelerin yetistigi bir yerde bana göre bircoksey yetistirilebilinir,

Iste bu anlayistan dolayi hep disaridan gelenler bir türlü bizden biri olamadiklari halde bizi yönetmelerini saglayan.

Aslinda yazilacak cok sey var, Uzakta olunca,birde icine sürgün olmanin verdigi yükü de bindirirseniz,insan bazen klavyeye insafsizca basabiliyor...Bunuda arkadaslar yapmak isteyipte yapamamanin acisi olarak yorumlasinlar Smile

Selam ve Saygilar

Azad Panosî

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
Tarih: 30.09.2008



Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Pts Arl 15, 2008 11:58 pm

...
Bir kentin kendine özgü bir ruhu vardır. Bu ruh, kentin yabancıları tarafından hemen hissedilir. Mesela ben Patnos'u 'deli burhan', 'adilê topal', 'qedir', 'hiko' veya daha eskilerden 'elîcan', 'aydin' gibiler olmazsa anlatamam... Ne bileyim rahmetli 'isoyê soytari' ya da 'cengizo'... bunlar birer figürdü... Bunlardan örnek verdim ki daha objektif ve anlaşılır olsun...
Mesela şehir çocukları ile köy çocuklarının çekişmesi...
İmam-Hatip ile Patnos Lisesi çekişmesi...
Liselilerin 'subay kızı' takıntısının psikolojik açılımı...
Köylerden ortaokul-liseyi okumak için gelenlerin dramı...
Said-î Kurdî'nin mirasını pervasızca pazarlayanların devşirme ocakları, onlara eklenen Süleyman Hilmi Tunahan takipçilerinin donanımlı asimilasyon yuvaları...
Aşiret mefhumu ve bunun çarpık yansımaları...
çok daha uzatabilirim...
İşte uzatmak istemediklerimi de ekleyin, ortaya bir kentin profili çıkar...
Peki biz bu kentin neresindeyiz?
Bu kent kendine doğru mu akıyor?
Park isimlerini örnek vermiştim... Abdulhalik Bey ne kadar çalışırsa çalışsın, benim için bir anlam ifade etmez... Beyefendi'ye göre Tayyip Erdoğan, Selahaddin'den daha uludur... Allah rızası için Patnos Belediyesi'nin web sayfasına bakın...Orda Patnos'a ait ne var...
85 yıllık bir cumhuriyet devleti ve 50-60 yıllık bir şehirden bahsediyoruz. Beyefendi, kanalizasyon sorununun yüzde 60'ının çözülmesini başarı diye bize pazarlıyor... Ben burda zat-ı alilerini değil, bir zihniyeti itham ediyorum... Abdulhalik Bey değil de Yahya Kılıç Bey de olsa aynı manzarayla karşılaşırız...
Bakın size bir örnek vereyim ama şimdilik ismini vermeyeyim...
Bir Patnoslu Kızıltepe Kaymakamı idi... Bu şahsın annesi ve babası Türkçe öğrenmediler, konuşamadılar... Bu zat Kızıltepe'de Kürtçe bir etkinliği yasakladı... Şimdi terfi etti ve Karadeniz'de hem de ırkçı uygulamalarıyla meşhur bir ilin Vali Yardımıcısı oldu... Ne yani, ben şimdi sevineyim buna?
Tartışalım...

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Sal Arl 16, 2008 12:03 am

...
Kafanizdaki soru işaretlerinin çoğalması güzel, bunun hiçbir zararı yok; ancak ve lütfen o soru işaretlerini çoğaltınız...
Madem 'yönetimin sizi simgeleyen parti' olmasını istiyorsunuz, lütfen oraya da gidin-gelin, konuşun-tartışın, katılımcı bir eleştiren olun... Bakın bir seçim arfesindeyiz ve aday adaylar başvuruyor... Katkı sunun, yakışak insanları teşvik edin, demokratik katılımcılığın, yarışın içinde bireyler olun... Ne yani bir kişi üzerine düşeni yapmadı diye, gözlerimizi dünya gerçeklerine/kendi trajedimize kapatıp, kendimizi mi lanetleyelim... Niye Patnosluyuz, niye bu coğrafyanın, bu toplumun çocuğuyuz diye isyan mı edelim... Çareyi ne idüğü belirsiz, ucube anlayışların, yapılanmaların kucağında mı arayacağız?
Bize yakışır mı?
İhsan Çelik iş yapmadı/yapamadı, o halde Abdulhalik Taşkın ya da Yahya Kılıç'ı başımın tacı yapacağım... sebep?
Dün Yaşar Kemal, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın karşısında ne dedi biliyor musun?
"Bugün dünya da ülkemiz de barışa susamıştır. Tekrar ediyorum, Türkiye en çok barışa susayan ülkelerden biridir. ‘Küçük savaş’ diyorlar, savaşın küçüğü olmaz. Bir insanın bile bir insanı öldürmesi savaştır."
"Anadolu da yaşayan her halk kendi dilini kullanacak, kendi ana dilinden eğitim görecek, kitaplar yazacak, filmler çekecek. Biz çok kültürlü toprak olduğumuzun farkına varacağız. Çıkarımızın yasakla değil özgürlükle olduğunun bilincine varacağız."
... ve daha başka şeyler de söyledi...
Şimdi A.Taşkın veya Yahya Kılıç, yukarıdaki beş cümleyi kursun veya bu beş cümleye katılsın ben de onlara oy vermekle yetinmeyip bir de onlar için oy dileneyim...
Bilmem anlatabiliyor muyum?

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Sal Arl 16, 2008 12:04 am

Evet...
konumuza devam edelim...

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Çar Arl 17, 2008 11:43 am

DTP Grup Başkanvekili Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş'ın dünkü Genel Kurul'da bütçe üzerine konuşması...


DTP GRUBU ADINA SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde görüşlerimizi sunmak için Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Hükûmetin son bir yıllık icraatlarını değerlendirme fırsatını bulacağımız bütçe görüşmelerine başladık, şüphesiz ki bütçe görüşmeleri bu açıdan önemli fırsatlar yaratır. Önünü görmek isteyen,
39

düştüğü hatalardan ders çıkarmak isteyen, yaptığı yanlışların faturasını halka ödetmek istemeyen samimi ve dürüst hükûmetler için bütçe görüşmeleri önemli perspektifler sunabilir.

Muhalefetin yapacağı eleştirileri dikkate ve ciddiye alarak kendi özeleştirisini yapan bir hükûmetin ülke için daha yararlı işler yapacağı muhakkaktır. Bu bütçe görüşmelerinin de bu olgunlukta geçeceğini ümit ediyorum.

Değerli milletvekilleri, dünya ölçeğinde şimdiye kadar nadir görülen bir ekonomik krizin bütün etkileriyle Türkiye'de de yaşandığı bir süreçte önümüzdeki yılın bütçesini tartışacağız. Hükûmetin, aylardır Türkiye'yi etkisi altına alan krize karşı önlem almak yerine krizi inkâr eden yaklaşımı bilindiği için önümüzdeki yılların çok daha zorlu geçeceği anlaşılıyor.

Aslında inkârcılık konusunda cumhuriyet tarihinin en başarılı olmuş hükûmetinin kriz karşısındaki tavrı şaşırtıcı değildir çünkü AKP Hükûmetinin en bariz özelliği sorunları inkâr etme konusundaki istikrarlı tutumudur. Krizi inkâr etmenin mantıklı gerekçesi olarak da "Aslında biz çıkıp açık açık kriz var dersek asıl o zaman kriz olur." gibi tuhaf bir mantıktan hareket edilmektedir ancak bu inkârcı psikolojik harekâtın komutanı Sayın Başbakan, krizin zaten aylardır yoksul halkın ciğerini delip geçtiğinin, krizi inkâr eden ve "Bizi teğet geçti." diyen bir tek hükûmetin kaldığının da ne yazık ki farkında değildir.

Türkiye'de 2001 krizinden sonra yaşanan sanal büyümenin lokomotifi olan yabancı kaynak Ekim 2008 tarihinden itibaren Türkiye'yi terk etmeye başladı. Artık batma riski altındaki hedge fonlar, bankalar gerekirse muhtemel kârlarından vazgeçerek ne götürsek kârdır diye düşünmeye başladılar; özellikle yıllık 50 milyar dolara dayanan cari açık, 284 milyar dolar dış borç yüküyle kırılganlaşan Türkiye ekonomisinde borsaya yaptıkları yatırımları kapatıp açtıkları kredileri faizi, ana parasıyla birlikte toparlayıp götürmeye başladılar. Bununla birlikte döviz kuru büyük artış gösterdi. Uluslararası finans kurumuna göre otuz çevre ekonomisine dönük sermaye girişleri 2008'de 300 milyar dolar geriledi. AKP hükûmetleri döneminde biraz da global düzeydeki sıcak para akışının etkisiyle yaşanan ekonomik göstergelerdeki kısmi iyileşmelerin sokağa yansımadığı, hakça bir paylaşım ve gelir dağılımında adalet yaratılmadığından Türkiye'nin bir avuç zengininin biraz daha zenginleşmesi dışında hiçbir etkisinin olmadığı bugün artık daha iyi anlaşılmıştır. Başbakanlığa bağlı TÜİK'in yalan yanlış zorlama rakamları bile bu gerçeği örtme konusunda yeterli olmamıştır.

Mal ve sermaye hareketlerini 80 sonrası yerkürenin her coğrafyasına taşımayı hedefleyen ve 2000'lere gelindiğinde bunu büyük ölçüde gerçekleştirerek dünyayı global köy hâline getiren küresel kapitalizm 2008'de derin bir krize girerken, yarattığı ve yaygınlaştırdığı bir hastalık onu dibe çekti. O hastalığın adı gelir bölüşümündeki uçurumdur. Son otuz yıldır bilumum coğrafyalarda kâh Asya'da, kâh Rusya'da, kâh Latin Amerika'da, kâh Türkiye'de ayağı tökezleyerek krize giren küresel kapitalizm bu kez tam merkezde, emperyalizmin kalbinde krize yakalanırken üretilen zenginliklerin adaletsiz bölüşümünün krizin ortaya çıkmasındaki rolü nihayet konuşulmaya başlandı. Küreselleşmenin dünyadaki bölüşüm ilişkilerini olumlu değil olumsuz yönde etkilediği anlaşılıyor.

En adaletsiz bölüşüm tablosu Meksika ile Türkiye'de OECD ülkeleri içerisinde. 1980'den 2000'e bölüşümdeki adaletsizliğin pek değişmediği görülüyor. OECD liginin en adaletsiz bölüşüm tablosuna sahip olmada Meksika ile yarışan ülkemizde gelirden aslan payını nüfusun yüzde 1'lik azınlığı alıyor. Dolayısıyla kriz hasarını göğüslemede bulunması gereken iç kaynaklarda da adres bellidir aslında, yüzde 1'lik ultra zengin azınlık.

Türkiye'de, banka mevduatlarında, borsada, kredi kullanımında ve gelir dağılımı araştırmalarında bu yüzde 1'lik azınlığın hâkimiyeti hemen ortaya çıkıyor. Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre 2007 sonunda bankalarda yaklaşık 75 milyon cüzdan ve bu cüzdan sahiplerinin yaklaşık 140 milyar YTL'si vardır. Bu cüzdanların yüzde ¼'üne sahip olan süper zengin azınlık mevduatların yüzde 75'ine sahiptir. Yani, toplam banka mevduatlarının dörtte 3'ü yüzde 1,4'lük azınlığa aittir.

Gelelim kredilere… 2008 ortalarında, BDDK verilerine göre, 343 milyar YTL'lik kredi kullanılmış görünüyordu. Kredi müşterilerinin binde 7'sinin kredilerin yüzde 43'ünü kullandığı, müşterilerin yüzde 1,8'inin kullandığı kredilerinin toplamının ise yüzde 68'e çıktığını görüyoruz.

Piyasanın önemli ayağı borsaya gelince de durum farklı değildir. Takasbank verilerine göre, borsanın 2007 portföyü 113 milyar YTL'dir ve yatırımcı sayısı 1 milyonun da biraz üzerindedir. Ancak bunlardan yüzde 1'lik bir azınlık ya da 10 bin yatırımcı borsa portföyünün yüzde 81,5'ine sahiptir.

Mevduatta, kredide, borsadaki yüzde 1'in hâkimiyeti, yaklaşık 100 milyar dolarlık altın stoku ve Türkiye'nin gayrimenkul sahipliğinde de maalesef ki farklı değildir.

Dolayısıyla bu gelir dağılımındaki adaletsizlik bir yandan vatandaşın yaşamını çekilmez hâle getirirken diğer yandan krizin yükü de, yine gelirlerle, vergilerle, zamanlarla bu yüzde 1 azınlığa değil, maalesef ki, emekçi, yoksul halkın sırtına yüklenmektedir.

TÜİK'in verilerinden devam edelim değerli arkadaşlar. TÜİK'e göre Türkiye'de nüfusun sadece yüzde 0,54'ü açlık sınırının altında yaşamaktadır. Oysa, hem Türkiye'deki yeşil kart oranı hem sendikaların yapmış oldukları araştırmalar hem de çeşitli odaların ortaya koymuş olduğu araştırma bunun çok daha farklı bir noktada olduğunu, çok daha farklı verilerle gerçeği yansıttığını ortaya koyuyor. TÜİK'in verilerine göre, bir vatandaş, günde 1,9 YTL'yi gıdaya harcayabiliyorsa, sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve akşam yemeği için 1,9 YTL ayırabiliyorsa aç değil demektir. Günde üç öğününü 1,9 YTL'ye gidermek zorunda, TÜİK'e göre. Oysa, sendikaların rakamları açlık sınırının
40

1.012 YTL olduğunu göstermekte, yine, ATO'nun, Ankara Ticaret Odası verilerinin de buna yakın olduğu ve bu şekilde en azından Türkiye'de 10,9 milyon kişinin yıllık ortalama açlık sınırının altında bir gelire sahip olduğu, 70,6 milyon kişinin de gelirinin yoksulluk sınırının altında olduğu anlaşılıyor. Bir tarafta bu yüzde 1'lik kesimin muazzam serveti, öte taraftan Türkiye'nin yüzde 75'inin açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor olduğu gerçeği. Dolayısıyla, kriz için önlem alınacaksa mutlaka ama mutlaka bu gelir dağılımındaki adaletsizlikler gözetilerek vergi yükü, zam yükü mutlaka emekçilerin sırtından alınmalıdır değerli arkadaşlar.

Bir önemli veri yeşil kart verisidir. Yeşil kart yoksul olana, geliri olmayana, geliri aylık 126 YTL'nin altında olan, gayrimenkulü veya kayda değer bir menkulü olmayanlara verilir. Türkiye'nin, değerli arkadaşlar, bakın, özellikle doğu ve güneydoğusunda yeşil kart tablosu bu. Aslında bu yoksulluğun haritası. Bu şehirlerde yeşil kart oranı yüzde 50'lere yakın, yüzde 50'nin çok az altında, yüzde 40 ile yüzde 50 arasında bu şehirlerde yeşil kart sahibi insanlar. Oradaki yurttaşlarımız, demek ki, aylık 126 YTL gelirin altında bir gelire sahip, hiçbir gayrimenkulü yok, kayda değer hiçbir menkulü yok.

Bu tablo aslında seksen yıldır değişmeyen bir tablodur. Bu tablo AKP Hükûmetiyle birlikte başlamadı ancak devletin bilinçli yoksullaştırma politikasına AKP de önayak oldu, bu politikayı sahiplenerek maalesef ki bu politikayı sürdürmeye devam etti. Bu rakamlar da…

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Terörden, terörden.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Devamla) - Seksen yıl önce yoktu onlar. Seksen yıldır bu tablo böyle. 50'lerde de bu böyleydi, 40'ta da böyle, 2008'de de bu tablo böyledir.

Bingöl'deki yeşil kart oranı yüzde 50'ye dayanmış değerli arkadaşlar. Her 2 yurttaşımızdan biri demek ki yoksulluk sınırının, hatta açlık sınırının altında yaşıyor.

Yine bir başka TÜİK rakamı: Ekim ayı itibarıyla yıllık enflasyonun yüzde 12 olduğu ifade ediliyor. Ancak, bir ailenin ulaşım, gıda, kira, ısınma, haberleşme gibi temel giderlerine bakılınca bu alanda artışın yüzde 25 olduğu, gerçek enflasyonun yüzde 25 olduğu görülüyor. TÜİK'in enflasyonu yüzde 12 ama sokağın enflasyonu yüzde 25.

Az önce bahsettiğimiz bu yüzde 75'lik yoksul kesim gıdasını, beslenmesini nasıl sağlıyor: Mercimek, bulgur, pirinç, makarna, ekmek, kuru fasulye, buğdayla sağlıyor. Bunlardaki artış oranlarına bakalım değerli arkadaşlar: Mercimekte yüzde 130, bulgurda yüzde 57, pirinçte yüzde 45, makarnada yüzde 42, ekmekte yüzde 33, kuru fasulyede yüzde 31, buğday ununda yüzde 18 ve bu temel gıdalarda yıllık ortalama artış yüzde 26 ama enflasyon yüzde 12! Dolayısıyla TÜİK'in Hükûmeti aklamaya yönelik bu çabaları da sokakla, sokaktaki gerçek enflasyonla çelişir durumdadır.

Bir ailenin kira, ısınma, ulaşım, haberleşme gibi ihtiyaçlarından oluşan 22 maddenin ortalama yıllık fiyat artışı da yüzde 22,5 civarındadır. Bu da enflasyonun çok çok üzerindedir. En çok artış yüzde 54'le elektrikte. Doğal gazdaki artış da, son zam hariç yüzde 44'e, son zamla birlikte yüzde 80 küsura dayanmış durumda.

Değerli arkadaşlar, yine TÜİK'in verilerine göre kira artışları yüzde 13 olarak belirlenirken, telefonda yüzde 20, tüpte yüzde 26 artış yaşandığı yine sokağın verilerinden anlaşılıyor.

Değerli milletvekilleri, bütçenin millî gelire oranı Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 40'lara kadar ulaşırken AKP'nin IMF buyruklu "devleti küçültme" operasyonları sonucu Türkiye'de 2002'de yüzde 36 iken 2008'de yüzde 23'lere kadar düşmüş durumda.

2009 bütçe tasarısına göre dünyada ve Türkiye'de ekonomik kriz yoktur, her şey güllük gülistanlıktır. 2009 yılı bütçe tahminleri, vergi gelirleri, giderler, büyüme, dolar kuru, özelleştirme, faiz giderleri ve cari transferler yönünden krizin etkilerini taşımıyor. Örneğin, dolar daha şu anda 1,50 YTL civarındayken buna rağmen 2009 yılında ortalama dolar kuru 1,41, bu yılın sonuna kadar da hedef 1,28 YTL olarak öngörülmüştür.

Tüm ülkelerin para diye kıvrandığı ve ciddi bir krizin yaşandığı bir dönemdeyiz. 2008 yılı özelleştirme hedefi olan 11 milyar dolar 8 milyar dolarda kalacak. Buna rağmen 2009 yılında özelleştirmenin hızlanacağı ve yüzde 51 artacağı varsayılıyor. Yani Hükûmet, 2009 yılında özelleştirmelere büyük bir hız vererek her şeyi yok pahasına satmaya devam etme konusunda ısrarlı olduğunu bu bütçede de göstermiştir.

2009 bütçesinde öngörülen 249 milyar YTL'lik gelirin 202 milyar YTL'sinin yani yüzde 81'inin vergi gelirlerinden oluşması hedefleniyor. Buna göre 2008'de 175 milyar YTL olması, 2009'da yüzde 16 artış göstermesi öngörülüyor. 2009'da ithalat gerileyecek beklenen vergi gelirlerinde ama ilginçtir ki en yüksek vergi artışı da yine yüzde 22,47'yle ithalde alınan KDV'den bekleniyor. Yani kriz dolayısıyla ithalat gerileyecek ama bütçenin beklentisi, ithalattaki verginin yüzde 22, yüzde 23 civarında artışıdır. ÖTV'de de yüzde 14, dâhilde alınan KDV'de ise yüzde 12 artış bekleniyor. Oysa KDV artışı 2008'in ilk dokuz ayında sadece yüzde 1,5'tir. Yukarıda sayılan dolaylı vergiler toplam vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 65'ini oluşturuyor. Buna da dikkat çekmek isterim.

2009 yılında piyasalarda durgunluk yaşanması, üretimde gerileme olması, işsizliğin artması, ülkeye gelen 25 milyon turistte azalma olması, inşaat sektöründe yaşanan durgunluğun devam etmesi, ihracatın ve ithalatın gerilemesi, harcamaların kısılması bekleniyor kriz nedeniyle. Böyle bir ortamda vergi gelirlerinde, dünyada ve Türkiye'de sanki hiç kriz yokmuş gibi gelir tahminleri yapılmıştır. Bu durumda
41

Hükûmete göre demek ki kriz Türkiye'ye hiç uğramayacak, yukarıda belirtilen bütün sektörlerde tam tersine ciddi bir canlanma olacaktır.

2009 bütçesinin diğer kalemlerine de baktığımızda benzer yorumları yapmak mümkündür. Dünyada ve Türkiye'de sanki hiç kriz yokmuş gibi ya da Türkiye krizden hiç etkilenmeyecek veya teğet geçecekmiş gibi hazırlanan 2009 bütçe tasarısının revize edilmesi, hedeflerinin de gerçekçi olarak belirlenmesi gerekiyor.

Ayrıca, bütçede orta vadeli mali planda ve yıllık programlarda kullanılan rakamların hiçbiri diğerini tutmuyor. Hükûmet, hazırlamış olduğu üç ayrı resmî belgenin her birinde farklı rakamlar kullanmıştır. 2001 krizinde iki ayla sınırlı olarak otomobil ve beyaz eşyada KDV 8 puan indirilmiş, sonuçta beyaz eşya satışları yüzde 89, otomobil satışları yüzde 200 artmış, maliye dâhil herkes kazanmış sonuç da olumlu olmuştu. Şimdi 2001 krizinden daha büyük bir kriz yaşıyoruz. 2001'de dünyada kriz yoktu, onlardan borç alabiliyorduk, ihracat yapabiliyorduk ve sonuçta krizden çıkmayı başarmıştık. Şimdi diğer ülkelerde de kriz var, onlar da borç para arıyorlar, mal alımlarını kıstılar. Bu aşamada kimse alışveriş yapmıyor, esnaf, tabiri caizse, sinek avlıyor. Kriz nedeniyle ertelenen harcamaları ve tüketimi artırmak, piyasalarda bir hareket yaratmak gerekiyor. KDV indirimi bunu sağlayabilecek, ekonomi canlanacak, dolaylı ve dolaysız vergi gelirleri artabilecekti. Türkiye bunu tartışıp KDV indirimi isterken Başbakan ilginç bir açıklama yaptı: IMF KDV indirimine karşı, hatta bindirim istiyor. Ardından da IMF'nin bazı ürünlerde yüzde 8 olan KDV'nin yüzde 18'e çıkartılmasını istediği haberi yayınlandı. Belli ki IMF ile anlaşma olmadan zaten ümüğümüz sıkılmaya başlanmış olacak. Anlaşma yapılınca herhâlde iyice sıkılacak ve vergi üzerine vergiler, zam üzerine zamlar gelecek. Dönüp bakıyoruz, KDV oranlarında bugüne kadar göze çarpan en yüksek indirim pırlanta, elmas, yakut, zümrüt ve incinin yüzde 18 olan KDV'sinin sıfıra indirilmesi şeklinde olmuş. Yani şu anda gübre, odun, kömür, tükenmez kalem, çocuk emziği, sabun ve daha birçok şeyde yüzde 18 KDV var, pırlanta ve elmasta KDV yok. Ekmek, peynir, su, ilaç , yumurta, meyve, sebze, defter, kitap, kefen bezinde KDV var, pırlantada, yakutta KDV yok. O yüzde 1'lik servet sahipleri rahat alışverişini yapsın diye herhâlde.

Değerli milletvekilleri, 2002 yılında demokratikleşme, Avrupa Birliği süreci, refah ve özgürlük iddialarıyla işbaşına gelen ve bu söylemini 2007 yılında da sürdürerek güven tazeleyen AKP Hükûmetinin bugün içinde bulunduğu durum tam anlamıyla bir hüsrandır. Kürt sorunu başta olmak üzere, Kıbrıs sorunu, inanç özgürlüğü ve baş örtüsü sorunu, Alevi sorunu, Ermeni sorunu, Yunanistan ile yaşanan Ege sorunu konularında çözüm iradesi geliştiremeyen Hükûmet bu alanlarda statükoya tam anlamıyla teslim olmayı kabul etmiştir. Parti kapatma davasında elde edilen sonuca karşılık olsa gerek, demokratikleşme, yeni Anayasa, Avrupa Birliği süreci, baş örtüsü konularında militarizme taviz verilmiş ve bu çerçevede anlaşma sağlanmıştır. AKP, halkın özgürlük umutlarını koltuğa değişmiştir. Güvenlik sorunlarını, demokrasi, diyalog ve barış çerçevesinde çözmek yerine işi orduya havale eden Hükûmetin bütçesinde de doğal olarak aslan payı yine savunma bütçesine gitmiştir. Oysa kendi sorunlarını çözmüş bir Türkiye savunma bütçesini kısarak yatırımlara yönlendirebilir, işsizliği ve yoksulluğu önleyebilirdi. Krizden hızla çıkma konusunda da diğer çevre ülkelere göre avantajlı olabilirdi. Ancak, ne yazık ki, altı yıllık AKP Hükûmetleri dönemleri tamamıyla oyalama ve kandırma dönemleri olarak geçmiştir. Özgürlük ve adalet isteyen Türkler, Kürtler, Aleviler, baş örtülüler, emekçiler, yoksullar umduğu hiçbir beklentiyi görememiş, tam tersine bir aşağılama ve hakaret ile karşılaşmışlardır. İnsanlara "Ya sev ya terk et.", çiftçilere "Ananı da al git.", Alevilere "Marjinal grup", emekçiye "Provokatör" diyen bir Hükûmet demokrasi iddiasında olamaz.

Cezaevlerindeki insan sayısının yüz bini aştığı, düşüncelerini açıkladığı için insanların onlarca yıl cezalara çarptırıldığı, sokakta taş atan küçük çocukların bile elli altı yıl hapisle yargılandığı, Kürtçe davetiye basan belediye başkanlarının mahkemelerden çıkamadığı, sokaklarda "Dur" ihtarına uymadı diye insanların infaz edildiği ve sorumlularının cesaretlendirildiği, cezaevlerinde ve sokaklarda işkencelerin kesilmediği, devlet koruması altındaki mağdur kadınların kocaları tarafından infaz edildiği, başını örtüyor diye kadınların salonlardan, alanlardan dışarı atıldığı bir dönemde Hükûmet hâlen başarıdan söz ediyorsa bu biraz da ayıp olur.

Şimdi, değerli arkadaşlar, izninizle son dakikalarımı son bir yıl içerisinde yaşanan insan hakları ihlallerine ilişkin örneklerle tamamlamak istiyorum: "İşkenceye sıfır tolerans" sloganıyla işe başlayan AKP İktidarının son iki yılında adliyelere 4.662 işkence başvurusu yapıldı. 10.886 polis, jandarma ve diğer kamu görevlisi işkenceyle suçlandı. Bunlardan sadece 614 olayda 1.223 polis, jandarma ve diğer kamu görevlisi hakkında işkence davası açıldı. Mağdurların 480'i çocuk olmak üzere 7.301 kişiden 6.268'i erkek, 553'ü de kadınlardan oluştu. 1 Ocak 2006 tarihinden 30 Nisan 2008 tarihine kadar 2'si ikinci sınıf emniyet müdürü, 3'ü dördüncü sınıf emniyet müdürü, 11'i emniyet amiri, 22'si başkomiser, 33'ü komiser, 12'si komiser yardımcısı ve 839'u polis memuru olmak üzere toplam 922 polis hakkında da zor kullanma sınırını aştığı gerekçesiyle idari soruşturma açıldı. Bunlarla ilgili yapılan işlemlerde ise çoğunda zaman aşımı veya ceza tayinine mahal olmadığı kararı çıkarken sadece bir başkomiser, komiser ve komiser yardımcısı aylık kesme cezasıyla cezalandırıldı. 1 polis kınama, 1 polis aylık kesme, 6 polis kısa süreli kıdem durdurma, 2 polis de uzun süreli kıdem durdurma cezası aldı.

42

1 Haziran 2007'de kamuoyunda çok tartışılan, insan hakları örgütlerinin de çok eleştirdiği bir yasal değişiklik yapıldı. Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu'nda yapılan bu değişikliklerin yürürlüğe girmesinin ardından yaşanan polis şiddeti her geçen gün sokakta arttı. Bunlardan birkaç örnekle hatırlatma yapmak istiyorum: İzmir'de polisin dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle ateş ettiği yirmi yaşındaki Baran Dursun adlı genç yaşamını yitirdi. Hüseyin Turgut Yalova'da park etme meselesi yüzünden tartıştığı polisin açtığı ateş sonucunda öldü. Şırnak'ta yapılan bir gösteriye katılan on altı yaşındaki Yahya Menekşe polis panzeri altında kalarak yaşamını yitirdi. Van Erciş'te 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde yapılan şölende polis tarafından dövülen elli bir yaşındaki Mehmet Deniz yaşamını yitirdi. Van'daki "Nevroz" olaylarında polisin aştığı ateş sonucu Zeki Erinç yaşamını yitirdi. Yüksekova'daki "Nevroz" kutlamasında İkbal Yaşar polis tarafından vurularak öldürüldü. Van'daki "Nevroz" a polis müdahale etti otuz yaşındaki Ramazan Dal yaşamını yitirdi.

İkbal Yaşar'ın cenazesinde bu sefer Fahrettin Şedat polis tarafından vurularak öldürüldü.

Ankara Mamak'ta polisten kaçan Ercan Ceylan vurularak öldürüldü.

Iğdır'da karakola götürülmek üzere polis aracına bindirilen yirmi iki yaşındaki Vusale Süleymanova ölü olarak indirildi.

Zonguldak'ta gözaltına alınan otuz sekiz yaşındaki Metin Yüksel gözaltında fenalaştı. Hastaneye kaldırılan Yüksel öldü.

Ankara'da polisin "Dur" ihtarına uymayarak otomobiliyle kaçtığı iddia edilen Gürsel Varol açılan ateşle öldürüldü.

İstanbul Bahçelievler'de polis memuru Mustafa Atasoy yirmi üç yaşındaki Cem İnci'yi kendisine küfür ettiği gerekçesiyle vurarak öldürdü.

Sivas'ta "Dur" ihtarına uymayarak kaçtığı iddia edilen Turan Özdemir öldürüldü.

Bursa'nın Nilüfer ilçesinde polis "Dur" ihtarına uymadığı gerekçesiyle yirmi dört yaşındaki Cengiz Koç'u vurarak öldürdü.

Sarıyer'de gözaltına alınan Engin Çeber gözaltında gördüğü ağır işkence sonucunda götürüldüğü Metris Cezaevinde hayatını kaybetti.

İstanbul Bağcılar'da otuz yaşındaki Ahmet Laçin Bağcılar polis merkezinde dövüldü ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.

Ağrı Doğubeyazıt'taki protesto gösterisine polis müdahalesinde Ahmet Özhan öldürüldü.

Antalya'da polis "Dur" ihtarına uymadığı iddiasıyla motosikletiyle gezen on sekiz yaşındaki Çağdaş Gemik'i vurarak öldürdü.

Ankara'da hırsızlık zanlısı on yedi yaşındaki Soner Çankal'ı ayağından vurarak yakalayan polis daha sonra kafasına ateş etmek suretiyle ölümüne neden oldu.

Değerli arkadaşlar, bunlar son bir yıl içerisinde Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nda yapılan değişiklik sonrası yaşanan vakalar. Kültürel haklara, dil hakkına ve ayrımcılığa yönelik binlerce ihlalden birkaç örnek de vermek istiyorum.

Nefes darlığı şikâyetiyle Özel Keçiören Hastanesine götürülen on dört yaşındaki Rojda, isminin Kürtçe olmasından dolayı muayene edilmedi. Konuyla ilgili açıklama yapmayan hastane yetkilileri Rojda'nın annesini arayarak "Zaten ortam gergin, bu tür haberlere gerek yok." dedi.

Erzurum Cezaevinde tutuklu olan Fettah Karataş adlı mahkûm Türkçe bilmeyen annesiyle Kürtçe telefon görüşmesi yapmak istedi ancak izin verilmedi.

Diyarbakır Kayapınar Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan üç parka verilen Kürtçe isimler Kayapınar Kaymakamlığı tarafından sakıncalı bulunarak yasaklandı.

Cumhuriyet Başsavcılığı Dicle Üniversitesinde Kürdoloji enstitüsü ve Kürt dili ve edebiyatı ana bilim dalı bölümlerinin kurulması için başvuruda bulunan Diyarbakır Barosu yönetimi hakkında inceleme başlatılmasına karar verildi.

DTP Siirt Milletvekili Osman Özçelik, yaklaşan Kurban Bayramı nedeniyle Meclis Basımevinde üzerinde Türkçe ve Kürtçe "Kurban Bayramınızı kutlar, çalışmalarınızda başarılar dilerim." yazılı davetiye bastırmak istedi, talebi Meclis Başkanlığından dönen Özçelik, bu kez de Meclisin boş kartına kendi imkânlarıyla davetiye bastırdı ve Meclis Genel Sekreterliğine başvurarak davetiyenin Meclisin dağıtım sistemiyle dağıtılmasını talep etti. Özçelik'in bu talebini, Meclis Genel Sekreterliği, "bunun uygun olmadığı" gerekçe gösterilerek reddetti.

AKP Hükûmetinin yaşam hakkına, işkence yasağı hakkına, ifade özgürlüğü hakkına, ana dilde eğitim ve yayın hakkına, kültürel haklara saygı duymadığı artık bilinen bir gerçektir. Peki, AKP'nin en çok önemsediği baş örtüsü sorununda durum nedir? Binlerce örnekten bunun da birkaç örneğini hatırlayalım.

Van Araştırma Hastanesinde doktor odaya girince, Ayfer Susuz adlı refakatçiyi tesettürlü olarak görmüş ve kendisine nahoş sözler sarf ederek sataşmada bulunmuştur, sonra da yanında bulunan doktorlara dönerek "Bunu burada görmek istemiyorum." diyerek, doktorların refakatçiyi odadan çıkarmalarını sağlamıştır.

Bursa Barosu avukatlarından Avukat Vildan Doğan hakkında, baro seçimlerinde başörtülü oy kullandığı gerekçesiyle disiplin soruşturması başlatılmıştır.

Asker oğullarını ziyaret için Malatya'ya giden ve astsubay orduevi misafirhanesinde kalan aileden anne ve kızın başörtülü olduğunu gören bir astsubay aileyi misafirhaneden kovmuştur.

43

Genelkurmayın Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yazlık Bahçesinde verdiği resepsiyona, Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın eşleri başörtülü oldukları için davet edilmemiştir.

Gelibolu Namık Kemal İlköğretim Okulunda yasalar İstiklal Marşı okunurken başın açık olmasını gerektirdiği için başörtülü veliler okul bahçesinden tören sırasında dışarı çıkarılmıştır.

Astsubayın öğrenci kızını almak için 3. Kolordu Komutanlığına Astsubay Lojmanlarına giden öğrenci servis aracının içeri sokulabilmesi için serviste bulunan bir başörtülü kızın baş örtüsü açtırılmıştır.

BAŞKAN - Sayın Demirtaş, beş dakikanız kaldı.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Devamla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bu kısa örneklerle hatırlatmaya çalıştığım insan hakları sorunlarını çözmek iddiasıyla iş başına gelmiş bir hükûmetin, bugün içine düştüğü acıklı durumu nasıl açıklayacağını doğrusu merak ediyoruz.

Yeni bir anayasa yapma sözü verip zoru görünce vazgeçen bir hükûmetten çok fazla bir şey beklenmemesi gerektiği artık açıkça anlaşılmıştır.

Tarihte, özgürlüğün, egemenler tarafından ezilenlere armağan edildiğinin bir tek örneği var mıdır? Özgürlüğün mücadele etmeden, bedel ödemeden elde edildiği görülmüş müdür? Baskıcı, inkârcı zihniyetle mücadele etme yerine, onlarla uzlaşarak, anlaşarak birlikte ezme politikasının hesabını halka vereceğinizi asla unutmayınız. AKP'nin giderek celladına benzeme psikolojisiyle hareket ettiği, Türkiye'de iktidar olabilmek için ezmek gerektiği anlayışını iyice benimsediği görülüyor. Eşi başörtülü diye bir zamanlar kendisinin eli sıkılmazken ve hâlen bu nedenden dolayı törenlere davet edilmezken, şimdi kendisi aynısını bize, yani DTP'ye yapmaya çalışıyor. Kendisi bir zamanlar okuduğu bir şiirden dolayı hapislere atılırken şimdi kendi Başbakanlığı döneminde insanlar düşüncelerinden dolayı sokak ortasında linç ediliyorlar. Çocuklar başlarını kapatıyor diye kürsüden indirilirken demokrat kesilenler, şimdi sokaklarda çocuklar taş attı diye elli altı yılla yargılanmalarını sadece izliyorlar. Tam da bu noktada Churchill'in bir sözünü hatırlatmak istiyorum: "Uçurtmalar rüzgâr gücü ile değil, o güce karşı koydukları için yükselirler."

Tam anlamıyla statükoya teslim olmuş bir siyasi anlayış için söylenecek çok da fazla bir şey yoktur aslında. Zaman içerisinde düşüncelerin değişime uğraması, hatta dünya görüşünün tümden değişmesi bile anlaşılırdır. Ancak teslimiyet gibi onur kırıcı bir yaklaşım, özgürlüğüne sevdalı bu halk tarafından asla kabul görmeyecektir. Yarınlar özgürlüğü için direnenlerin olacaktır.

Değerli arkadaşlar, bütçe görüşmelerinin halkımız için faydalı olması temennisiyle milletvekili arkadaşlarıma şimdiden başarılar diliyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Demirtaş.

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Çar Arl 17, 2008 11:47 am

Ağrı'nın tutul çıkarttığı Recep T. Erdoğan'ı görün işte...



BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve o kadar ilginç ki, orada demokratik bir hakkımızı kullanırken, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak orada açılışlar yaparken, bunu hazmedemeyenler, arabaları yaktılar, lastikler yaktılar, partimin teşkilatını cam çerçeve indirdiler. Bu mu demokrasi? Bu mu özgürlük? Bu mu insan hakları? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Öldürülenlere ne diyorsunuz Sayın Başbakan? Bu mu demokrasi?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Özgürlük bu yolla alınmaz, demokrasi bu yolla elde edilmez. Demokrasinin yolu sandıktır, sandık… Oradan çıkacaksın, oradan! Oradan çıkacaksın! (AK PARTİ sıralarından alkışlar; DTP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Arkadaşlar… Arkadaşlar…

SIRRI SAKIK (Muş) - Siz sandığa saygı duydunuz mu, DTP'ye saygı duydunuz mu?

BAŞKAN - Sayın Sakık…

M. NURİ YAMAN (Muş) - Sandıktan çıktık geldik, elimizi sıkmadınız!

SIRRI SAKIK (Muş) - Sayın Türk'ün elini sıkmayıp katillerin elini sıkıyorsunuz!

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Katillerin elini sıkarsınız!

BAŞKAN - Sayın Sakık, Sayın Kaplan… Arkadaşlar, siz niye üzerinize alınıyorsunuz? Rica ederim yani… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) - Bize söylüyor Sayın Başkan.

BAŞKAN - Size bir şey söylemiyor canım. Rica ederim…

Buyurun Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devam etmekte olan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Biz nereden geldik peki? Şırnak'ta yüzde 70 oy aldık, siz yüzde 70 oy alamadınız orada.

BAŞKAN - Sayın Kaplan… Sayın Kaplan… Lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Şu anda Edirne'de de üniversite var, Hakkâri'de de üniversite var…

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) - Kâğıt üzerinde, kâğıt!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - …Tunceli'de de üniversite var, Şırnak'ta da üniversite var.

Kâğıt üstünde olanı…

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Şırnak'ta temel bile atılmadı ki!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Gelelim fiziki imkânlar… Onlar da olacak, onlar da olacak.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Yüz yıl daha beklemek lazım.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Rahatsızlığınız zaten buradan geliyor. Siz bunları yapacak durumda değilsiniz, yapamazsınız da! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) - 70 öğrenci bir sınıfta okuyor Sayın Başbakan! Çift tedrisat var.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Sadece ve sadece bu ülkede kimlik siyaseti yapmak suretiyle bu ülkenin hiçbir yerine ne okul kazandırabilirsiniz ne hastane kazandırabilirsiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Sayın Başbakan, Şırnak ÖSS'de neden sonuncu?

BAŞKAN - Sayın Kaplan…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Düşünebiliyor musunuz, ben Hakkâri'ye okullar, hastaneler açmaya geliyorum -modern, yüz ellişer yataklı iki tane hastane açmaya geliyorum- bir de bakıyorum ki o gün maalesef şehirde bir sessizlik var. Nedir o? Bütün vatandaş tehdit edilmiş "dışarıya çıkmayacaksınız" diye. Çıkanlar çıktı. Demokrasi bu mu, özgürlük bu mu, vatanı sevmek bu mu? Soruyorum sizlere! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) - O halkın özgür iradesine saygılı olsaydınız sizi de güllerle karşılarlardı! Bizler o halkın oylarıyla geldik.

BAŞKAN - Sayın Kaplan…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ben burada bir gerçeği daha söylemek zorundayım, o da şu: Sayın Bahçeli'nin az önce söylediği şeyleri ben de paylaşıyorum, farklı düşünmüyorum. Nedir o? Değerli arkadaşlar, biz millet kavramını bir yerlere yediremeyiz, biz vatan kavramını bir yerlere yediremeyiz ve bu vatanı da kusura bakmayın böldürtmeyiz! (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; DTP sıralarından gürültüler)

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) - Asıl bölücü sensin!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bunun yanında, yaptığınız toplantılarda bayrağımızı değil de farklı bayrakları getirmek suretiyle bu ülkeye ayrımcılık tohumlarını ekenlerin kendilerini çek etmesi lazım.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) - Siz de çek edin kendinizi.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bir diğer nokta da: Devletimizi de bu noktada böldürtmeyiz. Kendimizi bu noktada da…

Bakın, ben size bir şey söyleyeyim: Tehditlerle mehditlerle bir yere varamazsınız. (DTP sıralarından gürültüler)

SIRRI SAKIK (Muş) - Tehdit eden sensin!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Yaptığınız iş sadece budur.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Tehdit eden sensin!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Tehdit etmek suretiyle oy topluyorsunuz ve vatandaşa bunu yapıyorsunuz. (DTP sıralarından gürültüler)

HASİP KAPLAN (Şırnak) - "Pompalı" demediniz mi? Daha ne olsun.

BAŞKAN - Bir dakika… Sayın Demirtaş…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Demokrasinin yolu oradan geçmiyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - "Ya sev ya terk et." deyip tehdit ediyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Kaplan…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Özgürlüklerin yolu oradan geçmiyor.

BAŞKAN - Sayın Sakık…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Hak aramanın yolu oradan geçmiyor. Hak aramanın yolu tatlı dille konuşmaktan geçiyor, anlatmaktan geçiyor. Bunu yapın da sizi göreyim. Bunu yapın, sizi göreyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, DTP sıralarından gürültüler)

HASİP KAPLAN (Şırnak) - "Ya sev ya terk et." diyen ben miyim? Siz değil misiniz?

BAŞKAN - Sayın Kaplan, Sayın Sakık, Sayın Demirtaş, rica ediyorum, lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Sayın Başbakan da üslubuna dikkat etsin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Ama siz de her şeyi söylediniz, Sayın Başbakan da onlara cevap veriyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Pompalıyı savunuyor.

BAŞKAN - Siz üzerinize almayın.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Bu Meclis pompalıyı savunanları alkışlayamaz.

53

BAŞKAN - Üzerinize almayın siz, size söylemiyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - "Ya sev ya terk et." diyenleri alkışlayamaz.

BAŞKAN - Siz üzerinize alınmayın.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Bir Başbakan bunu söyleyemez!

BAŞKAN - Sayın Kaplan, siz eleştirilerinizi söylediniz, şimdi de cevap veriyor Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Şimdi, benim burada bir gerçeği söylemem lazım. Bu çatının altında her şeyin konuşulması lazım. (DTP sıralarından gürültüler)

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) - Konuşuyorsunuz…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Hakkâri'de ben bir konuşma yaptım.

Otur, otur…

BAŞKAN - Lütfen oturun yerinize.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Otur otur, otur otur, otur.

Hakkâri'de ben bir konuşma yaptım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - 29 Martta konuşacağız.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Hakkâri'deki konuşmamda benim "Ya sev ya terk et." diye bir ifadem yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - "Ya seveceksin ya terk edeceksin" lafının Fransızcasını Le Pen kullanıyordu.

BAŞKAN - Sayın Kaplan…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - İfademin aynısını söylüyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Le Pen kullanıyordu.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Aynısını söylüyorum:

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Le Pen… Le Pen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Le Pen sizsiniz!

HASİP KAPLAN (Şırnak) - "Ya seveceksin ya terk edeceksin." Le Pen'in sözü.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Siz bu ülkede Nazizmi hortlattınız, Nazizmi! Sizsiniz Le Pen! (AK PARTİ sıralarından alkışlar, DTP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Kaplan… Sayın Kaplan, lütfen yerinize oturun.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakınız, konuşmam şu:

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Sayın Başbakan durmadan hakaret ediyor.

BAŞKAN - Sayın Kaplan…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - AK PARTİ'nin üç kırmızı çizgisi bulunuyor.

BAŞKAN - Sayın Kaplan, izah ediyor Sayın Başbakan, dinlesenize.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Özür dileyeceksiniz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Kaplan… Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Kürt halkından özür dileyecek. "Ya sev ya terk et." sözü için özür dileyeceksiniz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - AK PARTİ'nin üç kırmızı çizgisi bulunuyor:

AGÂH KAFKAS (Çorum) - Dinle, dinle, bak, dinle.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Etnik, bölgesel ve dinsel ayrımcılığa karşıyız. Hiçbir vatandaşımız bir diğerinden ayrı tutulamaz.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) - Tutuyorsunuz ama.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - O Kürt ise "Kürt'üm" diyebilir, Zaza ise "Zaza'yım" diyebilir.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) - Ama konuşamaz, değil mi? Dilini konuşamaz.

BAŞKAN - Lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ama bizi birbirine bağlayan bir başka üst bağ var. Nedir o? Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) - Dilini konuşamaz.

AGÂH KAFKAS (Çorum) - Başbakanı susturmaya çalışıyorsun.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Lafımı dinle, lafımı. Bakalım bunlara karşı mısın, değil misin? Şimdi, bu çatı altında bunu görelim.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) - Buna uyuyor musunuz, uymuyor musunuz, onu söyleyin.

BAŞKAN - Lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bunu hazmedemeyen terör örgütü var. İfademe dikkat. Bunu hazmedemeyen terör örgütü var, onlar bunu hazmedemiyorlar. Biz ne dedik? Tek millet dedik. Ne dedik? Tek Bayrak dedik. Ne dedik? Tek vatan dedik. Ne dedik? Tek devlet dedik. Buna kim karşı çıkabilir ya?

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) - Etnik siyaset budur işte.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Buna karşı çıkabilenin bu ülkede yeri yok. Ben bunu söyledim. Kim bu? Terör örgütü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama sen de onlar
54

gibi düşünüyorsan ben sana ne söyleyeyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve her yerde söylediğim şey şu: Türk'ü, Kürt'ü, Laz'ı, Çerkez'i, Gürcü'sü, Abaza'sıyla biz biriz, beraberiz. Niçin? Çünkü biz öyle bir medeniyetten geliyoruz. İfademe dikkat. Biz yaratılanı Yaradan'dan ötürü seven bir anlayışın mensuplarıyız, bizim durumumuz bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Başbakan, sekiz dakikanız kaldı efendim.

AHMET TÜRK (Mardin) - Ama Başbakan doğru söylemiyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Doğru söylemiyor Sayın Başbakan.

AHMET TÜRK (Mardin) - Kimlikleri inkâr ederek olmaz Sayın Başbakan.

BAŞKAN - Sayın Türk, Sayın Kaplan, lütfen…

Sayın Başbakanım, sekiz dakika kaldı efendim. Rica ediyorum.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Hepsine cevap vereceğim.

BAŞKAN - Şimdi, değerli arkadaşlarım.

SIRRI SAKIK (Muş) - Senden büyük Allah var, Allah.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ondan hiç şüphe yok. Eyvallah, eyvallah… Bunu sizden duymak beni ayrıca mutlu etti.

BAŞKAN - Sayın Sakık, Sayın Türk, Sayın Kaplan, rica ediyorum.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bunu sizden duymak ayrıca beni mutlu etti.

SIRRI SAKIK (Muş) - Sayısal çoğunlukla bir halka hakaret ediyorsun.

BAŞKAN - Sayın Sakık, lütfen.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Asla, asla…

SIRRI SAKIK (Muş) - Evet, evet.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Halka hakaret eden bir parti olmuş olsaydık güneydoğunun birinci partisi biz olmazdık, doğunun birinci partisi biz olmazdık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Göreceğiz 29 Martta.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Göreceğiz, göreceğiz. Eğer gücünüz yetiyorsa parti olarak seçimlere girin. Parti olarak seçimlere girin.

SIRRI SAKIK (Muş) - Değiştirin yasaları, Anayasa'yı değiştirin, hodri meydan!

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Anayasa rafta! 6 milyon fazla seçmen var. Bu değil demokrasi!

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) - Yüzde 10 barajını biz mi koyduk?

BAŞKAN - Sayın Sakık, Sayın Kaplan, Sayın Demirtaş, lütfen… Lütfen… Rica ediyorum arkadaşlar… Görüşmeleri sabote etmeyelim. Lütfen, rica ediyorum.

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Pts Mar 02, 2009 8:50 pm

sevgili patnos halkı aslımızı unutmadık unutmayacaz ve patnosa gelip oyomuzu partimize verezez 63 kişiyiz allahın izniyle bu seçim yusuf yılmaz yunetiminde bizimdir sevgiler satgılar...............

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Pts Mar 02, 2009 8:52 pm

patnos patnos patnos

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Pts Mar 02, 2009 9:50 pm

sevgili kurmanc kardeşimden hep dört gözle kendi fikirlerini yorumlarını paylaşmasını bekledim ama emın olun ki beklemeyede devam edecegim bir gun mutlaka benı anlayıp sadece kendı hür iradesiyle duygularını bizlerle kendı cebindeki kelimelerle hitap edecektir...cunku dikkat ediyorum ki sevgili kurmanc kardeşimin burada sagolsun paylaşıma sundug ikili diyaloglarda gecen yazılarının Çogunu demek dogru olmaz sanırım kısacası hepsini zaten ben en az 24 saat oncesinden haberdarımdır eminim ki diger arkadaşlarımda oyllerdir..Dolayısıyla o gun gelecek ve kendı birikiminide kendi yorumuyla bizlerle paylaşacaktır saygılarımla MRT

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj Tarih: Pts Arl 12, 2011 11:47 am

İSTEDİĞİMİZ ŞEYLER NELERDİR ? ÖZGÜRLÜKMÜ? YOKSA MAKYAJ YAPILMIS BİR ŞEHİRMİ İSTİYORUZ?


BİZLER YILLARDIR EZİLMİŞ SÖMÜRÜLMÜŞ HAKLARI GASP EDİLMİŞ BİR NESLİN EVLATLARIYIZ BUNDA HEPMİZ HEM FİKİRİZ SANIYORUM

BİZE SADECE KÜRT OLDUGUMUZ İÇİN GÖNDERİLMEYEN BÜTÇELER BUNLARI HEPİMİZ BİLYORUZDUR DÖNEMİNDE ŞİMDİ BURADA GENÇ ARKDASLAR OLABİLİR HATIRLAMIYOR BİLMİYOR OLABİLİRLER FAKAT BİZ COK İYİ HATIRLIYORUZ İHSAN ÇELİK BELEDİYE BASKANI İKEN ONA SELAM VERMEYE KORKARDI İNSANLAR ACABA ONA SELAM VERİRSEK BİZİDE GÖZALTINA ALIRLARMI DİYE EVİNİN ÖNUNDEN GEÇERKEN DÖNÜP O TARAFA BAKMAYA KORKARDI İNSANLAR BU DONEMLERİ HATIRLAYAN YOK SANIRIM İHSAN ÇELİK VE AİLESİ İŞKENCE GÖRDÜLER AYLARCA HİÇ KİMSE BUNLARI HATIRLAMIYOR MU ? BİLMİYORMU ? İHSAN ÇELİK BİZE BİR PARK YADA ELEKTRİK DİREĞİNİN YOLUN ORTASINDA KALACAK ŞEKİLDE GENİŞ YOLLAR YAPMAMIS OLABİLİR AMA BİZDEN ZATEN AÇLIK SEFALET İÇERİSİNDE YAŞAYAN BİR HALKTAN EMLAK VERGİSİ O VERGİSİ BU VERGİSİ ALMADI BİR SIKNTISI OLANA YARDIM ELİNİ HER ZAMAN UZATTI O GÜNÜ ŞARTLARINDA OLMAYAN BİR PARAYLA NE PARK YAPABİLRDİ NEDE YOL BİZİM KENDİNİ İNKAR EDİP KÜRTLÜĞÜNDEN SOYUTLAYIP PARK BAHÇE YAPACAK ADAMA İHTİYACIMIZ YOK BİRAZ ELİNİZİ VİCDANINIZA KOYUN ÖYLE YORUM YAPIN BİR KENDİ ÖZ ELEŞTİRİNİZİ YAPIN İSTEDİĞİNİZ ÖZGÜRLÜĞÜNÜZ VE HAKLARINZMI YOKSA 2 TANE PARK BİDE ZORLA ARAZİSİ GASP EDİLİP EVİNİN BAHÇESİNİN DUVARI YIKILARAK GENİŞLETİLEN YOLLARMI ?

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
Mesajları göster:
Cevap Gönder 3. sayfa (Toplam 3 sayfa)
Sayfa: « Önceki  1, 2, 3
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
  


Ana Sayfa | İletişim | | Patnos Forumları | Patnos Fotoğrafları | Firmalar Rehberi | Sitemap |
Google Pagerank Checker